Hastalıklı kalkınma

1960'ların, 70'lerin en büyük sorunu 'kalkınma' idi. "Nasıl kalkınırız, kalkınmayı engelleyen unsurlar nelerdir?" soruları temel tartışma konularıydı.

1960'ların, 70'lerin en büyük sorunu 'kalkınma' idi. "Nasıl kalkınırız, kalkınmayı engelleyen unsurlar nelerdir?" soruları temel tartışma konularıydı. Bununla bağlantılı ikinci bir tartışma da "Türkiye nasıl kurtulur?" idi. ("Asiye nasıl kurtulur?" diye de özetlenmişti.) Herkes kendi ideolojisinin gerçek kalkınma reçetesini içerdiğinden ve kurtuluş yolunu gösterdiğinden pek emindi.
Şimdilerde bu tartışmalar yapılmaz oldu. 'Kalkınma' sorunu çözüldüğü içi değil, artık insanlar 'toplum' olarak kalkınmayı değil, birey olarak kalkınmayı önemli sayar olduklarından sanırım. Son 30 yıldır,
'birey' 'toplumun' önüne geçti. Bu gelişmenin mimarlarından birisi olan Turgut Özal'ın deyişiyle bireylerin 'köşeyi dönmesi' veya 'memurların işini bilmesi' toplumun kalkınmasından daha önemi sayılır oldu. Toplumsal veya ulusal kalkınma, bireylerin gelir düzeylerine, borsadaki kâğıtlarının değerlerine yansıdığı oranda önemli sayılıyor.
Neo-liberalizmin sonuçlarından birisi bu oldu: Artık ekonominin toplumsal maliyetleri pek de önemli sayılmıyor.
Dünyanın en gelişmiş ve zengin ülkesi olan Amerika'da insanların sokakta yatıp kalkması, fakirlerin sağlık hizmetlerinden yararlanamaması 'normal' hatta 'iyi' sayılıyor. Sağlıklı işleyen yarışmacı bir ekonominin özelliği gibi gözüküyor.
Bu ülke, ruh sağlığı sorunları, boşanma ve suçluluk oranları bakımından dünya liderliğini kimseye bırakmıyor. Önüne gelen ülkeye saldırması da bir
ayrı özelliği.
Biz de aynı yolun yolcusu gibiyiz. İnsana ve mala karşı yapılan saldırılar (kapkaç, hırsızlık, cana ve ırza kast eylemleri) her yıl katlanarak artıyor. Hapishaneler dolup taştığı için Rahşan affını çıkardık, işe yaramadı, hapishaneler en kısa zamanda yeniden doldu. Ceza ve infaz kurumlarının toplam kapasitesi 78 bin 318 kişiyken, buralara konulan mahkûm ve tutukluların sayısı 82 bin 742 imiş! Mahkemelerin, önlerine gelen sanıkları 'tutuksuz yargılanmak üzere salıvermesinin' bir nedeni de bu kalabalık.
Fuhuş kanser gibi yayılıyor...
Eskiden sadece filmlerde olduğunu sandığımız banka soygunları gündelik olaylar oldu...
Aileler dağılıyor, akıl sağlığımız bozuluyor...
İşsizlik (özellikle gençler arasında) kol geziyor...
Ama sanki bütün bunlar olmuyormuş gibi yaşayıp gidiyoruz!
Pek çok konunun tartışıldığı bir seçim geçirdik. Ama ne iktidar, ne de muhalefet bu toplumsal olayları sorun olarak bile ele almadı. Bir şeyi sorun olarak görmezseniz, elbette ona çözüm bulmanız da söz konusu olmaz.
Belki de ekonomiye olan bakışımızı kökten değiştirmemiz gerekiyor. Savaşlar bile ekonomiye katkıda bulunduğu için olumlu bir unsur gibi algılanabiliyorsa, bu işte bir yanlışlık var demektir!
Toplumsal gönenci sağlamayan bir ekonomik kalkınma neye yarar ki?