Her çağın kendi büyüsü var

Mersin'de doğdum büyüdüm. Yaz aylarında babamın memleketi olan Anamur'a ve oranın yaylası Abanoz'a giderdim. Her senenin birkaç ayını Anamur'un dağlarında, geri kalan zamanı da Mersin'de geçirirdim.

Mersin'de doğdum büyüdüm. Yaz aylarında babamın memleketi olan Anamur'a ve oranın yaylası Abanoz'a giderdim. Her senenin birkaç ayını Anamur'un dağlarında, geri kalan zamanı da Mersin'de geçirirdim. Buna rağmen, bana 'Anlat bakalım çocukluğunu' diyecek olsanız, Mersin'den çok Anamur'u anlatırım.
Çünkü Anamur 'doğa' ve doğanın büyülü, gizemli çekiciliği anlamına geliyordu. Doğada şiir vardı, hayal gücünü harekete geçiren bir çekicilik vardı. Şimdi 'Ama çocuk olmanın sağladığı duyarlılık nedeniyle dağların, bayırların şiirini duyumsamışsın' diyenler olacaktır. Bu ancak kısmen doğru. Çünkü Mersin'deki kent yaşamında aynı gizemi ve büyüyü aynı yoğunlukla duyumsamıyordum. Kent, doğayı iğdiş ediyordu. Düş gücüne sınırlar koyuyordu.
Şimdinin Mersini'ninde öylesine yıkıcı, doğa karşıtı, yaşam karşıtı bir kentleşme izlenmiş ki, çoğu yerde gökyüzünü görmek bile mümkün değil. Apartmanların arasında, bir hapishanenin koridorlarında gezinir gibi yürüyorsunuz.
Bir bakıma kendimi şanslı sayıyorum: Doğanın güzelliklerini tatma imkânım oldu. Günümüz gençleri için yaşamın anlamı çok değişti sanırım. Bilgisayarın başına çöreklenip bütün bir günü, haftayı, ayı, yılı ömrü.. hiç tereddüt etmeden bir hayal dünyası için harcayabilirlermiş gibiler.
Ama bu dünyaya bir başka merhaleden bakıyorlar. Bilgisayar ekranının cazibesi, onların dünyasını çerçeveleyen sınırları belirliyor. Dünyayı, evreni internetten öğreniyorlar. Dostlukları 'çetleşme' yoluyla kuruluyor ve sürüyor. "Bir odada, ekran başında ömür geçirdiğimiz için bizim asosyal olduğumuzu sanıyorsunz ama hiç de öyle değil" dedi geçenlerde gençlerden birisi. "Tam tersine, internet sayesine çok kolay ve iyi haberleşme sağlıyoruz. Hem de görüntülü olarak!" Haberleşme çılgınlığının son icadı cep telefonları. Bir tarafta yolda yürürken, bir taraftan da dünyanın öbür ucuyla konuşuyorlar.
Televizyonlardaki belgeseller sayesinde doğayı ve evreni odalarında yan gelip yatarak, keyifle ve ayrıntılı olarak izliyorlar. İsterlerse internet sayesinde dünyanın herhangi bir yerini uzaydan izlemeleri de mümkün.
'En zaman kaybı' gibi gözüken oyun programlarında bile farkına varmadan yabancı dil öğreniyorlar.
İstedikleri bilgilere birkaç dakika içinde ulaşmaları mümkün. 'Malumat' bu kadar kolay erişilir olunca 'ezberleme' ve 'malumatfuruşluk' da anlamını yitirmeye başlıyor.
Ben çocukluğumun büyülü dünyasını özleyebilirim. Şimdiki çocuklar büyüyünce geride bıraktıklarını nasıl değerlendirecekler, bilmiyorum. 'Elektronik dünyanın' büyüsünden ve cazibesinden söz edecekler mi? Belki. Ama şurası muhakkak ki benim çocukluğumdaki dünyadan daha çok boyutlu, çok yönlü bir dünyada yaşıyorlar.
Her çağın kendi büyüsü var galiba.