Her gün yeni bir devrim!

Gerçekler düşlerimizden daha şaşırtıcı olabiliyor. Özellikle de teknoloji alanında. Şu anda teknolojinin ulaştığı düzeye bir bakın.

Gerçekler düşlerimizden daha şaşırtıcı olabiliyor. Özellikle de teknoloji alanında. Şu anda teknolojinin ulaştığı düzeye bir bakın. Uydular sayesinde yeryüzünde herhangi bir nokta kısa mesafedeymiş gibi izlenebiliyor. Bütün telefon konuşmaları dinlenebiliyor. Köşelere, kapılara konan kameralarla sokaklar, kentler denetlenebiliyor. İnternet sayesinde bilgiye hızla ulaşılıyor. Nereye gitseniz bilgisayarlar çıkıyor karşınıza. Sokakta yürüyen insanlar bir taraftan da cep telefonuyla dünyanın öbür ucuyla konuşabiliyorlar.
Ve gün geçmiyor ki yeni bir teknoloji devriminin haberi gelmesin. Teknoloji sayesinde 'devrim' sıradan ve güncel bir olay halini aldı. Dünkü gazete haberlerini anımsayın: Üçüncü kuşak cep telefonlarından söz ediyordu. Ne gibi yeni marifetlerle karşılaşacağız bilmiyorum. Fakat, fazla değil, otuz kırk yıl önce bir taşra kasabasından İstanbul'a haber geçmeye çalışan muhabirin çektiklerini anımsayın!
Daha da önemli bir gelişme: Alman ve İngiliz bilim adamları insan beynindeki düşünceleri okumayı başarmışlar! Şimdilik ilkel düzeyde bir okuma olsa da, emin olun kısa zamanda bu işi geliştireceklerdir.
Bütün bu saydıklarım son 15-20 yılın gelişmeleri. Ve teknolojinin gelişme hızı yavaşlamıyor, tam tersine ivme kazanıyor, artıyor. Bir gelişme, başka gelişmelerin kapısını açıyor. Şu ana kadar daha çok elektronik alanındaki buluşlar başı çekti. Fakat bundan sonra belki de biyoteknoloji ve gen mühendisliği gibi alanlardaki buluşların ön plana çıktığına tanık olacağız.
Şu anda yaşadığımız teknoloji devrimini bilimkurgu yazarlarının romanlarında veya yönetmenlerinin filmlerinde göremiyoruz. Örneğin internet olayına benzer bir öngörünün geçmişin romanlarında ve filmlerinde yer aldığını anımsamıyorum. Düş gücümüzü aşan bir teknolojik patlamayla karşı karşıyayız.
Geçmişin verdiği bu dersle, geleceğe bakarken ihtiyatlı olmakta yarar var. Muhtemeldir ki, en vahşi, çılgınca gibi gözüken öngörülerin bile kestiremeyeceği gelişmelere tanık olacağız.
Bütün bunlar ne anlama gelir? Şimdiden kesin şeyler söylemek doğru olmasa da bazı ihtiyatlı kestirimler yapabiliriz sanırım.
Birincisi, gelişen teknoloji, yeni üretim ve tüketim tarzları ve yeni yaşam biçimi anlamına geleceği için ahlak anlayışımız, değer yargılarımız, normlarımız da hızla değişecektir. Yaşam biçimleri ve değer yargılarındaki hızlı değişim, yeni kutuplaşmaların ve anlaşmazlık alanlarının doğmasına neden olabilecektir.
Bilgi ve teknoloji üreten toplumlarla bunları tüketen toplumlar arasındaki mesafe daha da açılacak, dünyadaki çatışmalar bu eksen etrafında biçimlenecektir.
'Bilgi ve teknoloji' üreticileri yeni bir yönetici sınıf oluşturabilecektir.
Teknolojinin sağladığı denetim, izleme, yönlendirme, baskı olanakları sonuna kadar kullanılacak ve demokrasi görünürde kalsa bile özünde ortadan kalkacaktır.
Bunlar olumsuz ve karamsar öngörüler. Elbette bütün bunların gerçekleşmesi şart değil. Geleceğe ilişkin olumlu öngörüler de yapılabilir. Ama yerim doldu.
Olumlu ihtimalleri de başka bir yazıda tartışabiliriz.
Türkiye bütün bunların neresinde mi? İşte bir yanıt: 72 milyonluk Türkiye'de 53 milyon cep telefonu abonesi var ve geçen yıl 7.5 milyon cep telefonu satıldı! Bu patlamanın dışında kalmamız mümkün değil!