Hitabet ve siyaset

Başbakan Erdoğan iyi bir hatip midir? </br>&quot;Evet,&quot; diyor Hakkı Devrim bey dünkü yazısında, &quot;iyi bir hatip.&quot; Türkçeyi doğru kullanması, imam-hatip ağzından kaçınması...

Başbakan Erdoğan iyi bir hatip midir?
"Evet," diyor Hakkı Devrim bey dünkü yazısında, "iyi bir hatip." Türkçeyi doğru kullanması, imam-hatip ağzından kaçınması, kelime dağarcığının zenginliği, düzgün cümle kurması, telaffuz hatası yapmaması ve nihayet güçlü hafızası sayesinde iyi bir hatip olmuş.
Hitabet yeteneği elbette güzel bir şey. Çocukluğumda anımsarım, Mersin'de hitabeti kuvvetli bir vali vardı. Herkes ağzı açık Kara Vali'yi dinlerdi: "Eeey yeşil Mersin'in kahraman ve cefakâr evlatlarııı..." diye başlayan nutku dinlerken hepimizin gözleri yaşarırdı, avuçlarımız kızarana kadar çılgınca alkışlardık. Her zaman her yerde, toplantı konusu ne olursa olsun hep aynı nutku atardı. Bizler de ne diyeceğini önceden ezbere bildiğimiz halde inanılmaz bir vecd içinde Valimizi dinler, sanki ilk kez dinliyormuş gibi de alkışlardık.
Bu vali tahmin edebileceğiniz gibi sonunda senatör seçildi, yolsuzluk dosyaları ortaya çıktı ve galiba mahkûm oldu.
İşte halkın bu huyunu iyi bildiği için Aristo gibi filozoflar demokrasiye hiç de iyi gözlerle bakmadı. Demokrasinin, halkı kandıran demagogların işine yarayacağından korktu. Çağımızda zaman zaman bu korkunun gerçekleştiğini de gördük.
Örneğin geçen yüzyılın en büyük katili (son tsunami kurbanlarından binlerce kat daha fazla insanın öldürülmesine neden olan) Hitler yaman bir hatipti. Öyle ki, Almanca bilmeyen bazı Türk faşistleri bile Hitler'in attığı nutukları dinlerken kendinden geçer, 'İşte dünyayı kurtaracak adam!' diye feryat ederdi.
Hitler de hitabetin önemini şu sözlerle anlatmıştır: "Bir milletin büyük kitlesi her zaman hitabet gücüne teslim olur. Bütün büyük hareketler halk hareketleridir. Ruh hallerinin ve insan ihtirasının volanik patlaması, ya sefaletin korkunç tanrıçası tarafından meydana getirilmiştir ya da kitleler üzerine atılan söz meşalesinden... Yalnız kızgın bir ihtiras fırtınası milletlerin kaderini değiştirebilir. Fakat bu ihtirası yayacak olan da ancak bu ihtirasa sahip olan kimsedir. Ancak bu ihtiras, balyoz gibi inen ve bir milletin gönül kapılarını açan sözleri söyletebilir." "İleride siyasi bir faaliyete atılma fikri, bana işte o zaman geldi. Bu sebepten, o zamandan beri, dostlarımdan meydana gelen küçük çevremde, savaştan sonra, mesleğimin yanı sıra hatip olarak da faaliyette bulunacağımı birçok defalar açıkladım." Belli ki hitabeti de bir çeşit meslek gibi görmüş Hitler.
Hep olumsuz örnekler vermeyelim. Atatürk de Harbiye öğrencisi olduğu yıllarda okul arkadaşlarıyla hitabet yarışmaları yapardı, saat tutarak nutuk atarlardı. O ince sesiyle 'Eyy Türk istikbalinin evladıı,' deyişini hangimiz unutabiliriz ki?
Sayın Erdoğan'a gelince... Başladığı cümleyi bitirebilen, düzgün telaffuzla konuşabilen bir kişi. Meydanlarda nutuk attığı zaman etkili olabiliyor. Fakat bir hatip olarak iki ciddi sorunu var. Birincisi, konuştuğu kitleye göre farklı hitabet yöntemi uygulayamıyor. Karşısındakiler bir kentimizin kasketli esnafı ve çiftçisi de olsa, Avrupa Parlamentosu üyeleri de olsa, o hamasi ses tonunu terk edemiyor. Kendisini sözün cazibesine kaptırıp alıp başını gidiyor. İkincisi, buna paralel bir biçimde, konuşmalarının içeriğini de bazen ayarlayamıyor, gereksiz sertlikte mesajlar gönderiyor. 'Camiler kışlamız, cemaat ordumuz...' diye giden ve hapse girerek kahraman olmasını sağlayan konuşmada olduğu gibi. Son AB kararı öncesi attığı bazı nutuklarında da, halktan alkış almaya yönelik, ama karar verici konumundaki Avrupa liderlerinin tepkisini çeken, sonuç alıcı olmayan, hatta ters etki yapan bir konuşma tarzı sergilemişti. Bir de şunu unutmamak lazım: Meydanlarda atılan nutuklar televizyonla evimizin içine taşınıyor. Evin içnde avazı çıktığı kadar bağıran bir insan pek de çekici gelmeyebilir.
Bu zaaflarını düzeltirse Erdoğan iyi bir hatip olabilir. Ama bu zaaflarını düzeltebileceğini pek sanmıyorum.