İnanç merkezi

'Kimse ateist olamaz!' diye kestirip atmış Namık Kemal Zeybek. Kafam karıştı bunu görünce.

'Kimse ateist olamaz!' diye kestirip atmış Namık Kemal Zeybek. Kafam karıştı bunu görünce. Tanrı inancı olmayan Budistleri de katacak olursanız dünyada milyarı aşan ateist var bildiğim kadarıyla.
Tabii insanların ateist olamayacağını söylemekle de iş bitmiyor. Ateist olmayıp da panteist, animist, agnostik veya kuşkucu olanlar da var! Hatta sufiler aracılığıyla bu inanışlardan bir kısmı İslam'a da sızmıştır. 'Enel Hakk!' diyen Hallac-ı Mansur'a mı inanacağız, yoksa onun derisini yüzen softalara mı?
'Kimse ateist olamaz' sözünü şöyle okursanız bir diyeceğim yok: 'Düşmekte olan bir uçakta kimse ateist olamaz!' Can derdi bu, kolay değil. Ama normal ahvalde herkes ateist olabilir derim. En azından herkesin kafasındaki 'inanç merkezine' muadil bir 'kuşku merkezi' vardır, olması gerekir. Zira, soru sorma, kuşkulanma, 'hayır!' diyebilme yeteneğidir insanı insan yapan şey. Yoksa Âdem'le Havva hâlâ cennette mutlu bir yaşamı südürüyor olurdu! Onlar yasak meyveyi merak ettikleri ve Tanrı'nın sözünü dinlemedikleri için insan oldular.
Çok korktuğumuz için kuşkularımızı bastırmaya çalışırız ve kuşkularmızı uyaranları şiddetle suçlarız! Belki de en ateşli fanatikler aslında en derin kuşkuları bastırmaya çalışanlardır, hiç belli olmaz!
'Beyindeki inanç merkezinden' söz ederken, edebiyat olsun diye söylemiyordum. Amerikalı bilim adamları geçen yıl beyinde böyle bir merkezin varlığını keşfettiler!
Sayın Zeybek böyle biyolojik bir nedenden hareketle 'Kimse tam anlamıyla ateist olamaz' diyebilirdi. Ama öyle değil, 'doğayı yöneten bir bilinç olduğundan' söz ederek Tanrı fikrine ulaşabileceğimizi ileri sürüyor. Ben şahsen bu önermeye katılıyorum. Ama bir ateistin veya agnostiğin bu görüşü 'zorunlu olarak' desteklemesi için bir neden göremiyorum.
Zeybek daha da ileri giderek varoluşu 'madde, tabiat, tesadüf, evrim' gibi maddi olgularla açıklamaya kalkanların da aslında Tanrı fikrine ulaşmış sayılacağını söylüyor! Anladığım kadarıyla, 'Evren tesadüfen oluşmuştur' diyen kişinin önermesiyle, 'Tanrı evreni yarattı' önermesi arasında bir fark görmüyor.
Bu argümana sık sık başvurulur. Ama burada ciddi bir sorun olduğunu düşünüyorum. 'Tanrı evreni yarattı' dediğimiz zaman, evrenin yaratılışına 'bilinç' unsurunu da katmış oluyoruz. Tanrı evreni yarattıysa, bir amaçla ve bilinçle yaratmış olması gerekir. Bundan hareketle Tanrı fikrine ulaşabilirsiniz veya ulaştığınızı sanabilirsiniz.
Ama 'Evren tesadüfen var olmuştur' dediğinizde, ne evrensel bir bilince gerek duyuyorsunuz ne de Tanrı fikrine! Şahsen ben de bütün bu olup bitenlerin bir tesaüf eseri olduğunu düşünmüyorum. Ama, 'Her şey tesadüften ve maddeden ibarettir, Tanrı yoktur!' diyen ateistlere, 'Siz aslında Tanrı'ya inanıyorsunuz ama farkında değilsiniz!' deme cesaretini de kendimde bulamıyorum.
Aslında böyle bir şeye gerek de duymuyorum. İnsanlar sanıldığı kadar net ve kesin kategorilerle düşünmüyorlar sanırım. 'İnanmakla' 'inanmamak' arasındaki çizgi hiç de sanıldığı kadar kalın değil. İnsanların çoğu gençliğinde ateisttir, yaşlandıkça 'a' harfi fazla gelmeye başlar ve 'teist' olurlar!
Çoğu da bu konuya fazla kafa yormadan uzun bir yaşamı bitiriverir. Hepsi de aynı yere gider sonunda.
Haa, Tanrı'nın 'Neden bana inanmadınız' diye ateistleri cehennemde kaynar kazana atıp haşlama yapacağını da hiç sanmıyorum doğrusu.