İnsanların ilk ortak bayramı

Çok kızıyorlar yılbaşını kutluyoruz diye. Camilerde ?Bu kâfir adetini kutlamayın? diye vaaz veriyorlar. Gazetelerinde ?O gayrimüslim bayramlarını biz de mi kutlamalıyız?? diye...

Çok kızıyorlar yılbaşını kutluyoruz diye. Camilerde ‘Bu kâfir adetini kutlamayın’ diye
vaaz veriyorlar. Gazetelerinde ‘O gayrimüslim bayramlarını biz de mi kutlamalıyız?’ diye sorduktan sonra edebi inceliklerle dolu sözlerle saldırıyorlar:
“Hadi s...n oradan ukala satılmışlar...”
Ama gene de yeni yılın gelişi yalnız bizim ülkemizde değil, bütün dünyada şaşılacak bir coşkuyla kutlanıyor. Pasifik Okyanusu’ndaki küçük bir adadan başlayarak yeni yılın ilk günü adım adım dünyayı aydınlatıyor.
‘Küreselleşme’ dediğimiz olguyu bundan daha güzel ne anlatır, bilemiyorum. Devletlerin gücüne, insanların ırkına ve dinine bakılmaksızın, her ülke ve ulus yeni yılı aynı coşkuyla kutluyor ve dünyadaki herkes birbirine elini uzatıyor! Birbirini alkışlıyor!
Her ülkenin dini ve ulusal bayramları vardır. Aynı dine inananlar milliyet farkına bakılmaksızın aynı zamanda aynı bayramı kutlarlar. Ramazan Bayramı Müslümanlar için, Noel Hıristiyanlar için kutsaldır, inananlar tarafından kutlanır.
Fakat yeni yılın öyle kutsal olma gibi bir iddiası yok, ulusal bayram filan da değil. Ama bir bakıyoruz ki, özellikle son yıllarda bütün dünya tarafından hararetle, coşkuyla kutlanıyor. Ne dini, ne de ulusal olan bu kutlama (‘bayram’ mı desek?), bütün insanlığı kapsayan ortak bir coşkuyu dile getiriyor. Seküler (laik) ve ulusal değil. Küreselleşmenin ulaştığı ve ulaşabileceği boyutlar hakkında bir fikir verdiği için önemli.
Yeni yıla kızıp küfredenler kendi açılarından haklı olabilirler. İnandıkları, yücelttikleri değerlerin yavaş yavaş etkinliğini ve geçerliğini yitirdiğini görmek elbette sevimsiz bir duygudur.
Ama öte yandan unutmamakta yarar var: İnandığımız ve yücelttiğimiz değerler  bir
boşlukta oluşmaz. Teknolojik gelişmişlik düzeyi, ekonomik yapı, edindiğimiz bilgilerin dünyayı anlamamızda ne kadar yardımcı olduğu, jeopolitik konumumuz... Bütün bunlar değerlerimizin biçimlenmesine, gelişmesine ve değişikliğe uğramasına katkıda bulunur.
Hiçbir değer sistemi değişmeden sonsuza dek kalmaz. Toplumsal, ekonomik, teknolojik ve bilimsel değişimle birlikte, bazen yavaş, bazen hızlı olarak değerlerimiz de değişir.
Eğitimin yaygınlaştığı, televizyonun, bilgisayarın, internetin iletişim alanında devrim yarattığı, uçaklarla birkaç saat içinde en uzak mesafelere gidebildiğimiz şu dünyada, tüketim alışkanlıklarının yaygınlaştığı, ekonominin ve borsaların birbirini sürekli olarak etkilediği bir ortamda, ‘yeni yıl’ın salt takvimle ilgili bir ‘yeni bir yıl’ olmadığını söyleyebiliriz sanırım.
Artık yeni yıl, insanlın ortak bir değeri halini almaktadır. Bir çeşit seküler bayram...
Yerel değerlerle, yeni oluşan evrensel değerler çatışırsa ne olur? Tatsız şeyler olur elbette. Taksim Meydanı’nda turist kadınları taciz etmek gibi...