İran gibi olmak!

Abdullah Gül, Ertuğrul Özkök'e "Ben çıkıp nasıl dindar cumhurbaşkanıyım diyebilirim" diyor. "Kendi günahlarım gözümün önünden geçer!"

Abdullah Gül, Ertuğrul Özkök'e "Ben çıkıp nasıl dindar cumhurbaşkanıyım diyebilirim" diyor. "Kendi günahlarım gözümün önünden geçer!"
"Estağfurullah" dedim ister istemez. Koskoca Abdullah Gül nasıl olur da günah işler? Ama daha da önemlisi, şu 'dindar cumhurbaşkanı' işi. Doğrudur, bu deyimi Gül kullanmadı, ama TBMM Başkanlığı makamında oturan, ülkemizin protokolde ikinci sırayı alan bir kişi, Bülent Arınç, 'Dindar cumhurbakanı seçeceğiz' demedi mi? Gül, işin bu yanına hiç değinmiyor!
Bülent Arınç'ın sözlerinin hiç mi önemi yok? AKP içindeki eğilimleri hiç mi yansıtmıyor?
Gül, o 'hoşgörülü' izlenimi veren ifadesiyle devam ediyor: "Ayrıca, bazen kapalıların açıklardan daha hatalı olduğu durumlar var!"
Siz bu cümleyi nasıl tercüme edersiniz bilmem, ama ben şunu anladım: "Kapalıların normal olarak hatalı olmaması gerekir. Hata, başını örtmeyen kadınların normal durumudur. Ama 'bazen' kapalılar da hata edebilir!"
Gül'ün sözleri seçime doğru giderken AKP'de ideolojik bir yumuşama içine girebileceğini gösteriyor olmalı. Din konusunda katı bir tutum izlemenin seçimde ters tepeceğini düşünmüş olmalılar.
Fakat gene de küçük bir soru kafamı kurcalıyor: Gül bu sözleri neden daha önce (örneğin, Arınç 'Dindar bir cumhurbaşkanı seçeceğiz' dediğinde) söylemedi de, şimdi tam seçim zamanı böyle konuşuyor? Ortamdaki çekişmelerden ve güç dengelerinden etkilendiği belli olan bu sözlerine ne kadar güvenebiliriz?
Avrupa da 'Türkiye ikinci bir İran olur mu' sorusunun yanıtını aramakla meşgul. Pek çok kişi İran benzeri bir yönetimin Türkiye'de kurulamayacağı kanısında.
Bence de Türkiye ikinci bir İran olmaz. Her şeyden önce, Türkiye'de dinin örgütlenmesi İran'dakinden çok farklıdır. İran'da hiyerarşik bir yapı içinde örgütlenmiş olan din adamları topluluğunu (ruhban sınıfının varlığını) görüyoruz. Türkiye'de bu yok.
İkincisi, Türkiye'de, Bizans'tan ve Osmanlı'dan devralınmış bir gelenek var: Din adamları devletin yönetimindedir. Bu, öyle kolay kolay aşılacak bir engelleme değildir.
Üçüncüsü, Türkiye'de eskiden beri büyük ölçüde laik (örfi) hukuk geçerli olmuştur. Bu, Osmanlı'dan devraldığımız bir gelenektir.
Dördüncüsü, İran'dan farklı olarak, Osmanlı, bir Avrupa devletiydi. Ahalisinin büyük bir kısmı farklı dinlere inanan insanlardan oluşuyordu. Padişah eşlerinin önemli bir kısmı da garyimüslim kadınlardı. Bu durumun devlet yönetimini etkilememesi düşünülemez.
Beşincisi, Türk kadınları Müslümanlığı benimsemeden önce erkeklerle eşitlik içinde bir hayat yaşardı. Bu gelenek hemen yıkılıp gitmedi, Osmanlı'da (özellikle küçük kasaba ve köylerde) varlığını sürdürdü.
Nihayet, Türkiye çok etkili bir devrim geçirdi, 80 yıl laik bir ortamda yaşadı, yeni bir yaşamın meyvelerini bölüştü. Bu saatten sonra bu yoldan geri dönülmesi pek mümkün gözükmüyor.
Nitekim İran'ın 'rejim ihracı' çabaları Türkiye'de etkili olmadı. Bundan sonra da etki edeceğini sanmıyorum.