İran: Savaşla barış arasında

İran ilginç ve önemli bir ülke. En azından bizim için önemli. Şakası yok, bize rejim ihracına kalkıştılar. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerine adları karıştı. Hizbullah türü terör örgütlerini desteklediği düşünülüyor.

İran ilginç ve önemli bir ülke. En azından bizim için önemli. Şakası yok, bize rejim ihracına kalkıştılar. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerine adları karıştı. Hizbullah türü terör örgütlerini desteklediği düşünülüyor.
Şimdi de atom bombası yapmaya çalıştığı söyleniyor. Uranyum üretiminden vazgeçeceği veya vazgeçmeyeceği tartışılıp duruyor. Geçmişte bize rejim ihraç etmek isteyen bir komşumuzun nükleer silahlara sahip olması elbette bizim açımızdan son derece önemlidir. Bir zamanlar PKK'yı da desteklemiş olan bu ülkenin, 'Artık dostuz, rejim ihraç etmeye niyetimiz de yok' demesi elbette önemli bir gelişmedir. Ama bu sözlere ne kadar güvenmemiz gerektiği ayrı bir konu.
İlginç değil mi? Dünyanın öbür ucundaki ABD, İran'ın nükleer silah üretme potansiyeline ulaşmasını kaygıyla izlerken, bu ülkeyle uzun bir sınırı olan ve rejim anlaşmazlığı bulunan Türkiye'nin hiç sesi çıkmıyor. Neden acaba? 'İran nasıl olsa bu silahı üretemez' diye düşünüyorsak elbette yanılırız.
'Biz elimizi neden pisletelim, dünya jandarması Amerika bizim yerimize düşünüyor ve pis işlerimizi görüyor' diye düşünenler de olabilir. Akıllıca mı? Zaman gösterecek.
Büyük bir ihtimalle, "İran bu silahı yapsa bile durup dururken bize karşı neden kullansın? İran'la hiçbir sınır ihtilafımız, toprak meselemiz yok, en eski ve yerleşmiş sınırımız bu ülkeyle, rejim ihracından da vazgeçtiklerine göre, bu işi tatlılıkla halletmekte yarar var. Hem unutmayalım ki, İran 70 milyon nüfuslu koca bir ülke. Dünyanın en eski devletlerinden birisi. Rastgele müdahale edilecek bir devlet değil," diye düşünenler de vardır.
Sanırım İran'daki gelişmeleri sessizce izleyen Türkiye'nin kafasının gerisinde bunlar yatıyordur. İran'ın son zamanlarda PKK'ya karşı takındığı aktif tutum da bu sessizliğe katkıda bulunmuş olmalı.
Amerika'nın da, estirilen rüzgâra rağmen, İran'a hodbehod müdahale edeceğini sanmıyorum.
Hele Irak'ta karılaştığı direnişten sonra. Irak'taki direnişi, Amerika'nın önünü kesmek, nefesini tüketmek isteyen İran'ın destekliyor ve örgütlüyor olması hiç de şaşılacak bir ihtimal değildir.
İran'ın nükleer silah üretim potansiyeline ise, uluslararası kuruluşlar ve Avrupalı müttefikler sayesinde barışçı bir çözüm aranacak ve büyük bir ihtimalle de bulunacaktır.
Bu arada, birkaç ay önce İran Savunma Bakanı'nın yaptığı bir açıklamayı anımsatmakta yarar var. İranlı bakan, "Amerika'ya karşı önleyci müdahalede bulunabiliriz," demişti!
Yani Amerika'nın Irak'a geçmişte yaptığı ve İran'a gelecekte yapabileceği müdahalenin gerekçesi olan 'önleyici savaş' doktrinini şimdi İranlılar kullanacaklarını söylüyorlar. Bu sözler kuru sıkı bir tehdit miydi, ciddiyet derecesi neydi, bilmek mümkün değil. Ama İran'ın mesajı oldukça netti: "Önleyici savaş doktrini, Allah'ın sırf Amerikalılara bahşettiği bir ayrıcalık değildir, yeryüzündeki diğer kulların da aynı mantıkla savaş açma hakları bulunması gerekir."
11 Eylül'den sonra bu tehdide 'Haydi canım sen de!' demek pek kolay olmasa gerek. Condoleezza Rice'ın (keşke Bush adı daha kolay yazılan ve söyelenen birini atasaydı!) ABD Dışişleri Bakanı olmasından sonra Amerikan politikasının sertleşeceği beklentisi varsa da, bekleyip görmek lazım. İran'ı uluslararası camianın saygın bir üyesi yapıp, sınırlarına ve rejimine müdahale edilmeyeceği güvencesini vererek, sorunları barış içinde çözmeyi denemek, çok daha sonuç verici ve uygulanabilir bir politika olacaktır.
Ama Irak'ta da gördüğümüz gibi, akıl ve mantık her zaman belirleyici olmuyor işte!