İslam ve demokrasi

Geçenlerde internette Bernard Lewis'in bir makalesi gözüme ilişti: 'Türkiye neden tek Müslüman demokrasisidir?' (Why Turkey is the only Muslim democracy?)

Geçenlerde internette Bernard Lewis'in bir makalesi gözüme ilişti: 'Türkiye neden tek Müslüman demokrasisidir?' (Why Turkey is the only Muslim democracy?)
Bildiğiniz gibi Lewis, İslam tarihini en iyi bilen kişilerden birisidir. Yazısını merakla okudum.
Lewis, Türkiye'nin demokratikleşmesini çeşitli nedenlere dayanarak açıklamaya çalışmış. İlk olarak Türkiye'nin her zaman bağımsızlığını korumasının, hiç sömürgeleşmemesinin önemini vurguluyor. Sömürge olsaydı Batı kurumlarını benimsemekte ve kendisini eleştirmekte bu kadar rahat olmazdı, demeye getiriyor. Haklı olabilir. Fakat bu argümanın bir zayıf yanı (Lewis'in de belirttiği gibi) Türkiye dışında bağımsızlığını koruyan başka ülkelerin de (İran, Afganistan...) bulunmasıdır. Bağımsızlığını korumak olumlu olsa bile yeterli olmuyor belli ki.
Lewis'in ele aldığı ikinci unsur, tarihle ilgili: Türkiye, bütün Müslüman ülkeler içinde Batı ile en uzun süre en yakın ilişkiyi sürdüren ülke olmuştur. Bir çeyrek yüzyıldır süren parlamenter demokrasi deneyimi Müslüman ülkeler arasında en uzun olanıdır.
Osmanlı-Türk deneyiminin olumlu bir yanı, demokratikleş-menin tedrici bir biçimde gerçekleşmesidir. 'Demokrasi çok güçlü bir ilaçtır, birden yüksek dozda alınırsa hastayı öldürebilir!' Türkiye, akıllıca bir seçimle, demokrasinin bütün unsurlarını birden benimsemeye kalkmadı, adım adım yürürlüğe koydu, diyor Lewis.
Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen ekonomik gelişmeler de, yazara göre demokrasiyi yerleştirecek davranışların gelişmesine (girişimci bir orta sınıf yaratarak) katkıda bulunmuş olmalı.
Ve Türkiye'nin laikleşmesinin (ilginçtir ki Lewis, 'secularism' sözcüğünü 'çok sert olduğu ve ateizmi çağrıştırdığı için' kullanmak istemiyor!) demokratikleşme açısından diğer İslam ülkelerinin ulaşamadığı bir aşamayı oluşturduğunu belirtiyor.
Makalenin en zayıf yanı, Osmanlı'da sivil toplumun önemli bir yer tuttuğunu kanıtlama çabası oluşturuyor. Vakıflar (sınırlı da olsa) sivil toplum kuruluşları olarak kabul edilebilir. Fakat, ordunun ve Yeniçerilerin birer sivil toplum kuruluşu olduğu iddiası bana çok zorlama gözüktü. 'Ayan' ve 'eşraf'ın da bir ölçüye kadar sivil toplum kuruluşu olduğu ileri sürülse bile, bu etkinin Lewis'in yaptığı kadar büyütülmemesi gerekirdi.
Bu konudaki doğru yaklaşım belki de 'demokratikleşmeyi', 'çağdaşlama sendromunun' bir parçası olarak görmektir. Osmanlı'da ve Cumhuriyet döneminde çağdaşlaşma doğrultusunda atılan adımların hepsi, doğrudan veya dolaylı olarak demokratikleşme serüvenine katkıda bulunmuştur. Tabii ki her çağdaşlaşma girişimi zorunlu olarak demokratikleşmeye yol açmaz. Hatta bazen tam tersine, totaliter veya otoriter yapılanmaya da neden olabilir. Ama ekonomik-toplumsal-kültürel ve yönetsel açıdan ortaçağda kalmış bir toplumun demokratikleşmesi ise mümkün değildir.
Lewis'in makalesi kuşkusuz aydınlatıcı ve tartışmaya değer yönler içeriyor. Özellikle de Amerika'nın İslam dünyasını kılıç zoruyla demokratikleştirmeye kalktığı şu günlerde üzerinde çok kafa yorulması gereken konular bunlar.
Soruyu şöyle sormak daha aydınlatıcı tartışmalara neden olmaz mıydı acaba: 'Müslüman ülkeler arasıda neden Türkiye'den başka demokratik bir ülke yok dersiniz?'