İyimser bir yazı

'Türkiye'de demokrasi mi var canım!' Türkiye'nin bağrına hançer sokmak, demokrat ve aydın olmanın bir önkoşuludur ya, ikide bir bu lafı etmeden rahata ermeyiz.

'Türkiye'de demokrasi mi var canım!' Türkiye'nin bağrına hançer sokmak, demokrat ve aydın olmanın bir önkoşuludur ya, ikide bir bu lafı etmeden rahata ermeyiz.
Evet, Türkiye'de demokrasi vardır. Eksiklidir, sorunludur, sık sık arıza yapar, ama demokrasi vardır. Hangi ülkede hangi demokrasi mükemmeldir ki? 1950'li yıllarda değil miydi Başkan Ike 'Askeri endüstriyel kompleks Amerikan demokrasisi için bir tehdit oluşturuyor' diyen? Irkçılık bu ülkede yakın zamanlara kadar demokrasiyi sınırlamadı mı? Fransa'da, Yunanistan'da, İspanya'da, Portekiz'de, Orta ve Güney Amerika'da askerler yakın zamana kadar politikaya karışmadı mı?
Bizde de sıkıntılar var, ama bunları aşacağımıza inanıyorum. Neden mi? Bu yazıyı yazmaya başlamadan beş dakika önce R. T. Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanı iken yaptığı bir konuşmayı yeniden dinledim de ondan. Eminim siz de dinlemiş veya okumuşsunuzdur. 'Bu millet isterse laiklik elbette kalkar' dediği o ünlü konuşmadan söz ediyorum. 'İnsan hem laik, hem de Müslüman olamaz' diye devam ediyor ve tekrar tekrar vurguluyor, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletin değildir. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah'ındır!'
Mevcut rejimin temellerini sorgulayan, onlara saldıran bir konuşmadır bu. Amerika'da New York valisinin kapitalizmi ve liberalizmi reddedip komünizmi ve totaliter bir polis devletini övmesi ne ise, Türkiye'de de İstanbul Belediye Başkanı'nın laikliği kaldırmaktan söz etmesi, şeriatı savunması aynı şeydir. Bu sözleri ettikten sonra New York valisi siyasette ilerleyip başkan olamaz, ama bizde Erdoğan ilerleyip Başbakan oldu! 'Gelişerek değiştim' dedi, biz de ona inandık. Bu, Türk demokrasisinin fazileti midir, yoksa zaafı mıdır, bilemeyeceğim.
Ama durum bu. Ve buna bakarak 'Türkiye'de demokrasi mi var?' sözlerindeki karamsarlığa katılmak için bir neden göremiyorum. Bunu söylerken kusursuz bir demokrasinin var olduğunu söylemiyorum tabii. Hâlâ düşünce suçu var, hâlâ yüzde 10 barajı var, hâlâ 'Asker ne der' endişesi var, hâlâ dokunulmazlık zırhı var, hâlâ insan hakları sorunu var, hâlâ bölgesel ve sınıfsal eşitsizlikler var... Var oğlu var.
Fakat bütün bu sorunlarla baş edecek mekanizmaları oluşturma şansımız ve imkânımız da var. Demokrasinin koşullarından birisi de iyimserliktir sanırım.
'Gelişerek değiştik' diyen Erdoğan ve arkadaşlarının içten olup olmadıkları çok önemlidir kuşkusuz. Erdoğan ve arkadaşları yazımın başında değindiğim konuşmanın tersini söylemeye ne kadar hazırdır ve razıdır, bilemem. Fakat, değiştiklerini söyleyerek politika yapmak zorunda kalmaları da sonuçta demokrasi lehine değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Bugün örnek demokrasi gibi gösterilen ülkelerin pek çoğunda insanlar demokrasinin erdemlerine inandığı için demokrat olmamıştır. Mecbur kaldıkları için, varlıklarını başka türlü sürdüremeyecekleri için demokrat olmuşlardır. Bu ülkelerin pek çoğunda şiddetli iç savaşlar yaşandığını, daha yakın geçmişe kadar totaliter yönetimlerin yürürlükte olduğunu unutmayalım.
Yazıya başladığımda niyetim aday gösterme süreciyle, 'sağ' ve 'sol'la ilgili bir şeyler söylemekti. Yazı aldı başını başka bir yere gitti. Belki yarınki yazımda bu konulara değinirim. Kısmet olursa!