Kafası karışık bir ülke

Amerika ki 'think-tank'larıyla, yani düşünce kuruluşlarıyla ünlüdür. Siyasal-toplumsal konularda binlerce parlak beyinli insan durmadan düşünce üretir, politika geliştirir, senaryolar üzerinde çalışır, seçenekler üzerinde kafa yorar...

Amerika ki 'think-tank'larıyla, yani düşünce kuruluşlarıyla ünlüdür. Siyasal-toplumsal konularda binlerce parlak beyinli insan durmadan düşünce üretir, politika geliştirir, senaryolar üzerinde çalışır, seçenekler üzerinde kafa yorar...
Sonucun kusursuz olması, yanılma payının sıfıra yakın olması gerekir, değil mi?
Ama hiç de öyle değil işte! Tam tersine, ABD'nin dış politikada hata üstüne hata yaptığını görüyoruz.
Bu hatalar zincirinin başlangıç noktası belki de Vietnam'dı. "Güney Vietnam'ı komünistlere kaptırırsak bütün Güneydoğu Asya düşer" diye formüle edilen 'domino teorisine' göre ABD uzun ve kanlı bir savaşa tutuştu. Sonuçta tarihindeki ilk yenilgiyi aldı. Ve Vietnam'ın komünizmi seçmesine de engel olamadı.
İkinci büyük hatası, komünizmin yayılmasını engellemek için İslam dincilerini desteklemek anlamına gelen 'yeşil kuşak' projesi oldu. Bu projenin sonunda Taliban, El Kaide gibi örgütlerin ve Usame bin Ladin gibi liderlerin doğmasına yol açtı, 11 Eylül'ü yaşadı.
ABD'nin son dış politika hatası, elbette Irak oldu. Küçük ve geri kalmış bir Arap devletiyle kolayca baş edeceğini sanarak (hiç gerek yokken) Irak'a saldırdı. Saddam adında üçüncü dünyanın tipik diktatörlerinden birinin yönettiği bir ülkeyi koskoca Amerika mı yönetemeyecekti?
Ama gelin görün ki, yönetemedi!
Burada, iyi düşünülmemiş, formüle edilmemiş siyasal hedeflerin hizmetindeki askeriyenin yarardan çok zarar getireceğini görüyoruz.
ABD'nin Irak'ta ne işi vardı? Henüz yanıtlanmamış bir soru bu. Şimdi Başkan Bush'a sorsak, korkarım o da doğu dürüst bir yanıt veremez!
Başbakan Erdoğan böyle kafası karışık bir ülkenin, kafası karışık liderini ziyarete gidiyor. Net ve olumlu bir mesaj alırsa ne âlâ. Fakat bu zayıf bir ihtimal.
ABD, bir taraftan müttefiki olan, Ortadoğu'da hatırı sayılır bir güç olan, nispeten gelişmiş ekonomisi, kurumsallaşmış demokratik siyasal düzeniyle istikrarlı bir yapısı bulunan Türkiye ile diğer taraftan Kuzey Irak'ta henüz devlet kimliğine ulaşamamış aşiretlerden oluşan Kürt yönetiminden birini seçme durumuyla karşı karşıya kalmışa benziyor.
Türkiye, ABD için bir NATO müttefiki olarak, önemlidir. Son Irak savaşında ABD'nin istediği ölçüde olmasa da ABD'ye askeri kolaylıklar sağlamıştır. ABD'yi düşman olarak gören İran'a karşı uzun dönemde dengeyi sağlayacak tek Ortadoğu ülkesi Türkiye'dir.
Öte yandan Kuzey Irak'taki Kürt oluşumu da ABD'nin Irak macerasında prestijini koruyabildiği tek olaydır. ABD'nin oraya yerleşip bütün bölgeyi denetleyecek bir dizi askeri tesis kurma planı olabilir.
Kısacası, Türkiye'yi de, Kuzey Irak Kürtlerini de gözden çıkarmak istemeyecek olan ABD belki Irak Kürtlerini ikna ederek PKK'nın etkisizleştirilmesine rıza gösterecek, belki de gene oyalama taktiklerine başvuracaktır. Fakat, artık Türkiye'nin oyalanmak istemediği ortada.
ABD'nin hangi yolu izleyeceğini bilmek zor. Bakarsınız o büyük hatalarından birisini daha yapar. O 'think-tank'lar boşuna çalışmıyor ki!