Kahraman bir diplomatın maceraları

Bravo Başbakan?ım! Sizinle iftihar ediyorum. Şimon Peres de kim oluyormuş? Kulağı bile duymayan bir ihtiyar. Kendi haline bakmadan bir de size karşı sesini yükseltiyor. Elbette ağzının payını verilmeliydi ve verildi de!

Bravo Başbakan’ım! Sizinle iftihar ediyorum. Şimon Peres de kim oluyormuş? Kulağı bile duymayan bir ihtiyar. Kendi haline bakmadan bir de size karşı sesini yükseltiyor. Elbette ağzının payını verilmeliydi ve verildi de!
Sayın Erdoğan, yaptığınız çıkış eminim size bolca oy getirecek, seçimde başarılı olmanızı sağlayacaktır. Siz doğuştan kahraman bir kişisiniz. Elinizde değil işte, kahraman olmadan duramıyorsunuz. Camileri kışlaya, minareleri süngüye benzeten sıradan bir manzume okudunuz, birkaç ay içerde yattınız ve büyük bir kahraman oldunuz. Şimdi de İsrail lideri Şimon Peres’i azarlayarak, ‘Küstüm, artık Davos’a bir daha gelmem’ diyerek gene birdenbire kahraman oluverdiniz!
Yalnız neden Türkiye’ye dönme konusunda bu kadar acele ettiğinizi anlamadım doğrusu. Davos’ta azarlanacak tek adam yaşlı Şimon Peres miydi? Tabii ki değil. Keşke birkaç gün daha kalıp Fransız Cumhurbaşkanına şöyle okkalı bir tekme, Alman Başbakan’ın gözüne sıkı bir yumruk atsaydınız. Hepimizin yüreği soğurdu vallahi. Bu münasebetsizler tekmelenmeyi ve yumruklanmayı çoktan hak ettiler. Sizden başka bunu yapabilecek bir liderimiz de yok yazık ki! Dış politikayla ilgilenen Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Şükrü Sina Gürel, İtler Türkmen, Mümtaz Soysal.. gibi isimleri düşünüyorum, dış politikada ‘Kasımpaşa modeline’ ayak uydurmaları pek mümkün gözükmüyor.
Görünüşe göre (en azından Filistin konusunda) Türkiye’nin iki zıt, birbirini ifna eden politikası var. Birincisi Başbakan Erdoğan’ın yürüttüğü dış politika: Gözü kara, ipleri geren, Türkiye’nin çıkarlarından çok Hamas’ın çıkarlarını gözeten bir politika bu.
İkincisi, Dışişleri Bakanı Babacan’ın, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün, Cumhurbaşkanı Gül’ün temsil ettiği dengeli ve ihtiyatlı dış politikadır. Başbakan Erdoğan’dan daha sakin ve dengeli politika izlemek isteyenlerin ortak noktaları şöylece özetlenebilir: “Evet, İsrail Gazze’de sivillerin de zarar gördüğü saldırılar yapmıştır, bunu kınıyoruz. Ama öte yandan Hamas da İsrail’i kışkırtan, terörü de içeren yöntemler kullanmıştır. Hamas terörist yöntemleri sürdürürse barışı sağlamak mümkün olmaz. Her iki tarafın da itidalli olmasında yarar var. Öte yandan Türkiye ile İsrail arasında (casus uçak alımı da dahil olmak üzere) yapılmış bütün anlaşmalar yürürlüktedir. Başbakan Erdoğan bile, bütün hiddetine, şiddetine ve dehşetine rağmen İsrail’le olan ilişkileri kesmekten yana değil. İlişkileri keselim” diyenlere sert yanıt verdi (hazretin yumuşak tavrı yok ki, yumuşaklığı bile sertçe yapıyor): “Bekâra karı boşamak kolaydır,” diyor.
Böylece dış politikamızda şimdiye kadar görülmedik bir dönem yaşanıyor: “İyi polis, kötü polis diplomasisi!” Kötü polis Erdoğan yıkım yapan bir buldozer gibi: Önüne ne gelirse yerle bir ediyor.
İyi polisler, yüzlerinde mahcup bir gülümsemeyle yıkıntıları onarmaya, pislikleri süpürmeye çalışıyorlar.
Bazılarına göre diplomasi önce sorun yaratma, sonra da bu sorunları çözme sanatıdır. Ne dersiniz, en azından bu olayda gerçek payı yok mudur?
Sinirlerini ve sözlerini denetleyemeyen bir diplomatın ülkesine de, dünyaya da büyük zararları dokunabilir. Erdoğan bu yolda devam edecek gibi gözüküyor. Umarım Türkiye’ye vereceği zararlar çok büyük ve ciddi boyutlara ulaşmaz!