Kar darbesi

Aziz Nesin'in tatlı bir öyküsü vardı. 'İhtilali Nasıl Yaptık' diye. Askerler, darbe yapmak için yağmurların yağmasını bekler.

Aziz Nesin'in tatlı bir öyküsü vardı. 'İhtilali Nasıl Yaptık' diye. Askerler, darbe yapmak için yağmurların yağmasını bekler. Yağmur yağınca tüm devlet aygıtı felç olduğu için kimsenin burnu kanamadan darbeyi yapıverirler. Son kar yağışı da bir darbe gibiydi: Ama darbeyi askerler değil, kar yaptı.Geldi gazetelerin baş sayfasına yerleşti.
Soğuyan havaya, ortalığı götüren sele ve kara bakınca, yazın sıcak aylarında ortalığa çıkan çevrecilerin söyledikleri aklıma geliyor: Mevsimler ısınıyor, kuraklık kapıda der dururlar. Gerçekten öyle mi, yoksa yaz sıcağının etkisiyle mi öyle sanıyorlar, çok merak ediyorum. Şu olup bitenlere bakınca, ne kuraklık tehlikesi gözüküyor ne de aşırı bir ısınma. Ama benimkisi bilimsel olmayan bir gözlem kuşkusuz.
Kar darbesine karşı yetkililer, görevliler var güçleriyle savaşıyor, halka destek oluyorlar, sağ olsunlar. İstanbul'da okulları geç tatil ettiler ki, çocuklar hayatın zorluklarıyla erkenden karşılaşsın, hayat deneyimleri artsın. 'Aferin, iyi akıl' diye düşündüm.
Dün Ankara'nın dehşet verici trafiğinde, kızımı okuldan almış eve götürürken iyi kalpli bir devlet yetkilisinin yardımıyla perişan oldum. Sürücülere yardım olsun diye kar küreyen bir grayder büyük bir hızla yanımdan geçerken kürediği karları olduğu gibi arabamın üzerine boşalttı. Bütün camlar kirli karla kaplandı. En azından bir dakika yolu görmeden arabayı sürdüm. Şans eseri bu yardımdan yara bere almadan kurtulduk.
Savaştan çıkmış gibi eve geldik, akşam saat yedide elektrikler kesildi. Yardımsever görevliler, bütün Batıkent'i kapsayan bu arızayı bir türlü onaramadı. Cuma gecesi saat yediden ve şu ana kadar (cumartesi saat 14.00) elektrik olmadan, yani kalorifersiz ve ısıtıcısız, kazaklara bürünüp oturduk. 'Keşke hiç yardım etmeseler' diye düşündüğüm oluyor.
1950'li yıllarda Sovyetler'in en övündüğü şeylerden birisi, köylerin 'elektrifikasyonu' idi. Bunu, sosyalizmin bir başarısı olarak görürlerdi. Bizde de köylere elektriğin gidişi 1960'larda, 70'lerde gerçekleşti. Böylece köye uygarlık taşımış olduk. Bunun pek çok yararları var kuşkusuz. Aydınlanma için, buzdolabı ve çamaşır makinesi tüketimi için elektrik gerekiyor.
Ama başka bir yönden de kayıplarımız olmadı mı, diye düşünüyorum. Cuma gecesi elektrikler kesilince bütün aile bir araya geldik. Çünkü elektriğin bizi ayıran gücü kalkmıştı ortadan. Kitap ve gazete okumak, televizyon izlemek, bilgisayarla uğraşmak, müzik aletleriyle zaman geçirmek mümkün değil elektrik olmayınca. Kuşkusuz ki bunlar yararlı uğraşlar. Fakat, her birimiz bunlara dalınca birbirimize ayıracak zamanımız azalıyor. Birbirimizi hiç görmeden bütün bir geceyi geçirebiliyoruz. Oysa elektriksiz kalınca oturup karşılıklı sohbete daldık, anıları tazeledik ve yanmayan kalorifere rağmen hoşça vakit geçirdik.
Evet, iyi niyetli de olsalar, bize yardım etmeye çalışan yetkililer hakkında ciddi kuşkularım var. Ve çok parlak gözükse de, uygarlığın nimetlerine de kuşkuyla bakmalı diye düşünüyorum.