Karşılıklı bağımlılıklar

Sibirya'da çıkan doğalgazla ısınıyoruz. Ruslar vanayı kapatırsa zor durumda kalırız. Yalnız biz değil, Avrupa da Rus doğalgazına bağlı. Şimdi de Azrbaycan'da çıkan doğalgazı Yunanistan'a bağlayan boru hattının...

Sibirya'da çıkan doğalgazla ısınıyoruz. Ruslar vanayı kapatırsa zor durumda kalırız. Yalnız biz değil, Avrupa da Rus doğalgazına bağlı. Şimdi de Azrbaycan'da çıkan doğalgazı Yunanistan'a bağlayan boru hattının açılışına tanık olduk. İtalya'ya kadar uzanacak bir hat bu. Başbakan Erdoğan, konuşmasında "Boru hatlarıyla bir tarafın diğer tarafa üstünlğü değil, karşılıklı bağımlılık söz konusu, enerji projeleri bu coğrafyaya huzur da getirecek" dedi.
Yerinde bir gözlem. Dünya, küreselleşmeyle birlikte, artan karşılıklı bağımlılıklar sürecine girdi. Kendimize zarar vermeden başka birine zarar vermek gittikçe zorlaşıyor.
Bunun yakın bir örneğini Irak'ta yaşadık. Kuzey Irak'a uygulanacak ekonomik yaptırımların sonuçta Türk yatırımcıları vurması kaçınılmaz gözüküyordu.
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) toplantısında konuşan Venezüella Devlet Başkanı Chavez, "ABD, İran'a saldırıp, Venzüella'ya tecavüz edecek kadar deliyse, petrolün varil fiyatı 150-200 doları bulur" diyordu.
Artan karşılıklı bağımlılıklar, 'ulus-devlet' olgusunu değiştiriyor. Bu, 'ulus-devlet ortadan kalkıyor' anlamına gelmez. Fakat, ulus-devlet olgusunun zamanla yeni boyutlar kazandığı anlamına gelir.
Bunun belki de en güzel örneği, günümüz Avrupa Birliği'dir. Girmek için can attığımız bu Avrupa devletlerinin 1950'ye kadarki savaşçı Avrupa devletleri ile bir benzerliği var mı? Yaşanan bu siyasal olgunluk ve demokratikleşme deneyiminin gerisinde yatan unsurlar da elbette ekonomik bütünleşme ve iki korkunç dünya savaşından edinilen deneylerdir.
Aslında ulus-devletlerin tarih sahnesinde ilk ortaya çıkışları da, feodalizmi ortadan kaldıran kapitalist ekonomik gücün kitlesel üretim kapasitesi nedeniyle ihtiyaç duyduğu geniş pazarlar sayesinde gerçekleşmiştir. Feodalizmin ekonomik-hukuksal-siyasal yapısı, ilerleyen teknolojiyle üretim yapan kapitalizmin gereksinmelerini karşılamaktan uzaktı.
O nedenle, milliyetçiliğin ortaya çıkışı, büyük ölçüde kapitalizmin
ortaya çıkışıyla örtüşür.
Fakat, kapitalist sermaye, kendisine eşlik eden teknolojik gelişmeyle birlikte büyümeye devam etti. Küreselleşmeye başladı. Bu süreçte sık sık savaşla sonuçlanan rekabetler de yaşandı. Fakat, Avrupa'nın yaşadığı deneyler de gösterdi ki, artan karşılıklı bağımlılıklar nedeniyle barış içinde işbirliği yapmak, savaşmaktan çok daha kârlı olmaktadır. Daha önce ulus-devletin ortaya çıkışı aşamasında aynı durum gözlenmiş, artan ulusal bağımlılıklar, feodal beyliklerin rekabetini zararlı kılmıştı. Şimdi aynı süreç uluslararası arenada işlemektedir.
En azından 'küreselleşme ve ulusçuluk' bağlamında ileri sürülebilecek bir görüş budur. Şimdilik 'Ulus-devlet ortadan kalkıyor' demek için çok erken. Ama sanki ulus-devletler 19'uncu yüzyıldan beri hiç değişmemiş, karşılıklı bağımlılıklar oluşmamış, AB deneyimi yaşanmamış, uydu yayınları, internetler, bilgisayarlar olmamış gibi düşünmek ve davranmak da abestir.
Dünya değişiyor. Değişmeye de gittikçe hızlanarak devam edecekir. Bu değişen dünyada siyasal yapıların hiç değişmeden kalması elbette beklenemez. Bütün mesele, değişimin yönünü ve hızını saptayabilmekte. Artan 'karşılıklı bağımlılıkların' bu süreçte önemli bir rol oynadıklarını ve oynamaya devam edeceklerini söyleyebiliriz sanırım.