Kendi kendini yenen halk

Demokrasilerde seçimler sorunları çözmenin yollarından birisidir. En büyük otoriteye (halka) başvurularak anlaşmazlıklar çözülür. Açmazlar açılır.

Demokrasilerde seçimler sorunları çözmenin yollarından birisidir. En büyük otoriteye (halka) başvurularak anlaşmazlıklar çözülür. Açmazlar açılır. Halktan aldığı iradeyle yöneticiler dört elle işlerine sarılır, yeni projeleri yürürlüğe koyar.
Ama eğer demokrasi henüz yerleşip kurumsallaşmamışsa, seçimler felakete sonuçlanabilir. Kaybeden taraf, kazananları sahtekârlıkla, seçime hile karıştırmakla suçlar, kazananlar muhalefeti bozgunculukla suçlar, ordu 'yallah' deyip silahı çeker ve ortalık kan gölüne döner.
Filistin'de yaşanan trajedi bunun tipik bir örneğidir. Yaşanan olaylar, 'az demokrasinin', 'hiç demokrasiden' daha kötü olduğunu düşündürtecek gibi. Hamas'ın kıl payıyla kazandığı seçim şiddetli bir iç savaşa ve bölünmeye yol açtı. Bir tarafta Hamas'ın denetimindeki Gazze, diğer tarafta Fetih'in denetimindeki Batı Şeria.
İç savaştan daha kötü olan şey, savaşan tarafların birbirine karşı sergilediği kin ve nefretti. 'Kardeş kavgasından daha kötü savaş yoktur' sözünü doğrularcasına. Her iki taraf da ellerine geçen tutsaklara işkence yapmaktan, insanları yerlerde sürükleyerek parçalamaktan kaçınmadılar. Daha birkaç yıl öncesine kadar bütün Filistin'in lideri olan Yaser Arafat'ın konutunu yağmaladılar, tahrip ettiler, resimlerini çiğnediler.
Ve böylece Filistin davasına İsrail'in verebileceğinden çok daha büyük zarar verdiler.
Demokratik ilkeler üzerinde uzlaşabilseler ve bunları uygulayacak olgunluğu gösterebilseler herhalde çok farklı bir ortam olacakken, şimdi kendi kendilerini yendiler ve belki de Filistin halkı içinde kuşaklar boyu sürecek düşmanlık ve kuşku tohumları attılar.
1970'lere kadar olan dönemde demokrasi çabuk solan, çok bakım gerektiren nadide bir çiçek gibi algılanırdı. Diktatörlükler de sağlam, sorunlarla baş edecek kapasitesi ve iradesi olan, iç ve dış düşmanlara karşı direnecek gücü olan sistemler olarak görülürdü.
Portekiz'de 1974 Karanfil Devrimi'nden sonra yaşanan olaylar bu inanışların değişmesine yol açtı. Portekiz'de, İspanya'da, Yunanistan'da, Güney Afrika'da, Orta ve Güney Amerika'da, Doğu Avrupa'da, Rusya'da... Sağ ve sol diktatörlükler birer birer yıkıldı, yerine demokrasiler geçti. Demokrasilerin sanıldığından çok daha sağlam ve dayanıklı sistemler olduğu, asıl zayıf ve dayanaksız olan yönetim biçimlerinin diktatörlükler olduğu görüldü.
Bu gelişmenin bir istisnası Müslüman ülkeler, onların arasında da Arap ülkeleriydi. Türkiye gibi birkaç ülke dışında Müslüman ülkelerde demokratikleşme çabasına tanık olmadık. İran'ın, Mısır'ın, Pakistan'ın kendine özgü demokrasi anlayışları evrensel demokrasi standartlarına pek uymuyor. Bazı Arap şeyhliklerinde kadınlara tanınan seçme ve seçilme hakkının nasıl uygulanacağı henüz belli değil. Suudi Arabistan geleneksel anlayışını şimdilik değiştirme niyetinde gözükmüyor.
Müslüman ülkeler başlarına ne geldiyse emperyalist Batı'yı suçlayarak işin içinden çıkma eğiliminde. Kuşkusuz ki emperyalist Batı'nın çok günahı var. Fakat, uyuklayıp duran Şark'ın hiç mi günahı yok? Filistin'de olduğu gibi birbirini boğazlayan şiddet yanlılarının hiç mi suçu yok?
Filistin'in içine düştüğü şu durumun en büyük nedenlerinden birisi, demokrasi ve uzlaşma kültürlerinin eksikliğidir sanıyorum.
Bizim de bu olup bitenlerden alacak çok dersimiz olmalı.