Kent ve suç

'İstanbul'a gitmek' her zaman netameli bir iş olmuştur. Çocukluk yıllarımda İstanbul'a gidecek olanlara deneyimli kişiler 'brifing' verirdi. Özellikle de yankesiciler ve dolandırıcılar hakkında.

'İstanbul'a gitmek' her zaman netameli bir iş olmuştur. Çocukluk yıllarımda İstanbul'a gidecek olanlara deneyimli kişiler 'brifing' verirdi. Özellikle de yankesiciler ve dolandırıcılar hakkında. Şaşkınlık yaratan yankesicilik, dolandırıcılık öyküleri anlatılırdı.
İstanbul'a gitmek zorunda olan kişinin ceketine gizli cepler yapılır, hatta bazıları paracıklarını göbeklerine sardıkları kuşaklarda saklardı. "Oğlum, İstanbul bu, sürmeyi gözünden çekerler de farkına varmazsın. Sakın Kız Kulesi'ni veya Galata Köprüsü'nü satmaya kalkan olursa kanma! Paranın hepsini aynı cebe koyma!"
Yankesicilerin cebinizden cüzdanı hissettirmeden çekebilmek için sağ ellerinin başparmaklarını kestirdikleri (takılmasın diye), mesleklerinde erbap olabilmek için ustalarının yanında yıllarca çalıştıkları anlatılırdı.
Hele Sülün Osman'ın öyküleri bir efsane gibi dillerden düşmezdi.
Yankesicilik için el becerisi, dolandırıcılık için zekâ ve insan psikolojisinden anlamak gerekirdi. Yankesici veya dolandırıcı tarafından çarpılan kişiler kızgınlık kadar şaşkınlık da göstermekten kendilerini alıkoyamazdı: "Vay canına, nasıl oldu bu iş?"
O zamanlar 'İstanbullu' olmak da bir ayrıcalıktı. Kibar ve görgülü olmak, davranış kurallarını bilmek anlamına gelirdi.
Şimdi işler değişti. Beceri, incelik ve zekâ isteyen yankesiciliğin ve dolandırıcılığın yerini kaba kuvvete dayanan kapkaççılık aldı. İnsanlar yerlerde sürünüyor, otomobillerin camları kırılıp çantalar çalınıyor, banka önünde emeklilerin maaşları gasp ediliyor...
Her şeyiyle taşra İstanbul'a egemen oldu. Yalnız lahmacunuyla, kebabıyla, konuşma ve davranış biçimiyle değil, suç işleme tarzıyla da taşralaştı İstanbul.
Yeni suç işleme biçiminde daha çok şiddet (çoğu zaman gereksiz derecede)
var. Aynı zamanda daha çok çeteleşmeye tanık oluyoruz.
Artık İstanbul'a gidecek olanlar ceketlerine gizli cep diktirmiyor. Gömleklerinin altına para kuşağı bağlamıyor. Ama kapkaç dehşetinden korunmanın yollarını öğrenmeye çalışıyorlar. "Sakın gece yarısı sokaklarda dolaşma, tenha yerlerde yürüme, hatta kendini korumak için bir silahın olsa iyi olur!"
Son yıllara kadar pek fazla suç işlenmeyen Ankara'da da İstanbullulaşma eğilimleri başladı. Hırsızlık olayları artıyor, az da olsa kapkaç olayları görülmeye başlandı. Gece geç saatlerde evine dönen kişilerden Kızılay'ın orta yerinde tehditle para alınıyor...
Ankara, dünyanın güvenliği en iyi sağlayan başkentlerinden birisiydi.
Bu niteliğini hızla yitirdiğini görüyoruz.
Türkiye'de bir yıl içinde suç oranı yüzde 60'ın üzerinde arttı. Sağlıksız kentleşme, işsizlik, gelir dağılımında adaletsizlik, televizyon programlarının olumsuz etkisi... Pek çok faktörün bu sonucun doğmasında rolü var. Sorun sadece İstanbul'a özgü değil kuşkusuz. Önlem alınmazsa
bütün kentlerimizde aynı sorunlarla karşılaşmamamız için hiçbir neden yok!