Kâhin-peygamberler

İngilizce 'peygamber' anlamına gelen 'prophet' sözcüğü aynı zamanda 'geleceği bilen kişi, kâhin' anlamına gelir. Eski toplumlarda bu kâhin-peygamberlerin sayısının bir hayli fazla olduğu anlaşılıyor.

İngilizce 'peygamber' anlamına gelen 'prophet' sözcüğü aynı zamanda 'geleceği bilen kişi, kâhin' anlamına gelir. Eski toplumlarda bu kâhin-peygamberlerin sayısının bir hayli fazla olduğu anlaşılıyor. Örneğin Tevrat'ta şöyle bir pasaj var: "Ve Jehoshaphat İsrail Kralı'na dedi ki, 'Her şeyden önce Tanrı'nın ne dediğini öğren.' Bunun üzerine İsrail'in kralı peygamber kâhinleri bir araya topladı. Bunlar dört yüz kişiydi. İsrail Kralı onlara şunu sordu: Ramothgilead'a karşı savaş mı açalım, yoksa sabır mı edelim?" Kral, Suriye ile savaşmak için görüş istemektedir. Dört yüz kâhin-peygamberin dediğini beğenmez, bir başkasını çağırır görüş almak için.
Unutmamak lazım ki, Tanrı ile konuştuğu varsayılan bu kâhinler aynı zamanda halkla sıkı ilişki içindeydi. Yani o zamanların gazetecisi sayılabilecek kişilerdi. Kahanetleri aynı zamanda kamuoyu yoklamaları olarak görülebilir sanırım.
Zaman değişti. Artık 'Ben Tanrı ile ara sıra sohbet ediyorum' diyen kişilere eskisi kadar itibar yok. Bu kişilerin tımarhaneye atıldığı bile oluyor. Amerika hariç. Orada 'Ben Tanrı ile konuşuyorum' diyenlerin (Başkan Bush gibi) Başkan olması bile mümkün. Bush, Tanrı'dan aldığı talimatla Irak'ı ve Afganistan'ı kurtarmak üzere harekete geçmişti. En azından kendisi bunu söylüyor.
Savaşçı bir kavim olan Amerikalılar Tanrı'dan talimat almadan yeteri kadar çılgınlık yapabiliyordu. Şimdi bir de 'Tanrı bizden yana, kâhin-peygamber bir kişiyi Başkan atamasından belli değil mi?' derlerse başımız iyice sıkıntıya girebilir.
Fakat sadece Başkan Bush değil, pek çok sıradan Amerikalı da (eski İsrail'i aratmayacak şekilde) kâhin-peygamber olduklarını ileri sürüyor. 'Tanrı ile konuştum', 'Tanrı ile sohbet' türü kitaplar çok satış yapıyor.
Amerikalı vaiz Pat Rebertson da yeni yıl kehanetlerinde bulunmuş: "Tanrı bana söyledi, bu yıl Amerika'ya yönelik büyük bir terör saldrısı olacak!"
Dünyanın en güçlü devletinin paranoyaya yakalanmasından daha tehlikeli ne olabillir?
'İyi de Tanrı neden seninle konuşsun ki' sorusunun yanıtı hazır: 'Ben her gün dua ederek O'nunla konuşmuyor muyum? O'nun da benimle konuşmasından daha doğal ne olabilir?'
Bu mantıklı bir itiraz. Ama hâlâ bazı sorunları barındırıyor. Birincisi, kâhin peygamberler her gün Tanrı ile sohbet ettiklerine inansalar bile, bu konuşmaların kendi bilinçaltlarıyla olmadığını nasıl kanıtlayacağız?
İkincisi, Tanrı (iş bitirmek açısından) Amerikan Kralı Bush ile konuşmak yerine neden sıradan Amerikalılarla konuşsun?
Üçüncüsü, eğer Tanrı Amerika'nın uğrayacağı saldırılardan üzüntü duyuyor ve bunun engellenmesini istiyorsa neden etkisiz ve sıradan insanlarla konuşarak vaktini kaybetsin? Duruma doğrudan doğruya müdahale ederek (örneğin teröristleri etkisiz hale getirerek) bu sonuca ulaşamaz mıydı?
Elhasıl insanlık tarihine bakınca şaşırmamak elde değil. Çok modern alet edevat üretiyoruz ama, kafaların çoğu binlerce yılın izlerini taşımaktan kurtulamamış gibi.