Kısmet

1940'larda sıkça yinelenen bir tekerleme vardı. 'Geldi İsmet, gitti kısmet' derdi halkımız. Savaş yıllarının yokluklarını, kıtlıklarını İsmet Paşa'ya ve CHP'ye mal etmek pek makul gözükürdü.

1940'larda sıkça yinelenen bir tekerleme vardı. 'Geldi İsmet, gitti kısmet' derdi halkımız. Savaş yıllarının yokluklarını, kıtlıklarını İsmet Paşa'ya ve CHP'ye mal etmek pek makul gözükürdü.
Şimdi yaşanan su sıkıntısı İsmet Paşa yönetiminde olsa, insanların ilk tepkisi elbette 'Geldi İsmet...' olurdu. 'İmaj' deyip durduğumuz şey bir kez alnınıza yapışmasın!
Ama aynı şey nedense Erdoğan, Gökçek veya AKP için geçerli değil. AKP iktidarında Ankara'ya bu yaz bir damla yağmur yağmadı. Yağmur duasına rağmen! Ama kimse kalkıp da 'Geldi Gökçek, gitti kısmet' demedi işte!
Ankara'daki yağmur duasından birkaç ay sonra İstanbul'a yağmur yağdı ve bazı vatandaşlarımız, "Bakın" dedi, "dualarımız kabul edildi!"
Dua yağmur ilişkisini henüz tam olarak kavrayabilmiş değilim doğrusu. Ankara'da dua edip İstanbul'da yağmur yağdırmak mümkün olur mu? Neden olmasın? Bu biraz niyete, biraz kısmete, biraz da iman gücüne bağlı olmalı.
Tek parti döneminin İsmet Paşası'na bakıp 'Kısmet gitti' demek kolay. Balkan Savaşı'na, Birinci Dünya Savaşı'na katılmış, İkici Dünya Savaşı'nın sıkıntılarını kapısında yaşamış, 'Büyük Bunalım'ın sıkıntılarına katlanmış bir ülkeydi Türkiye. Vatandaşlar elbette bu sıkıntıları yaşadılar ve İsmet Paşa'yı suçladılar.
Bir de devletçilik suçlandı.
Devlet sigara üretir mi, kibrit üretir mi, rakı üretir mi?
Üretir! Başka üreten yoksa, üretmek zorunda kalır. Birkaç gün önce Eskişehir'de Atatürk'ün emriyle kurulmuş olan bir kiremit fabrikası kapatıldı. Yurtdışından kiremit ithal etmemize dayanamamış Atatürk, "Dünyaya rezil oluyoruz" demiş, "bir kiremit fabrikası kuralım!" Şimdi Türkiye'de üretilen televizyonlar, otomobiller Avrupa pazarlarında cirit atıyor.
Ama bu gelişme 'devletçiliğe rağmen' değil, 'devletçilik sayesinde' olmuştur. İşin başında, CHP'nin tercihi özel sektörden yanaydı. 1923 İzmir İktisat Kongresi'nden başlayarak 1929'a kadar geçen sürede özel sektörü destekleyen bir ekonomi politikası izlendi. Fakat Türkiye'nin gereksinmelerine yanıt verecek bir özel sektör yoktu.
Ve yalnız Türkiye'de değil, dünyanın pek çok ülkesinde büyük bunalımdan çıkmanın bir yolu olarak devlet müdahalesine, hatta doğrudan devletleştirmeye başvurulduğunu görüyoruz.
Vehbi Koç da, özel sektörün gelişmesinde devlet sektörünün büyük katkısı oluğunu söylemiştir.
Bugün dünya pazarlarında boy gösterip yarışabiliyorsak, bu dinamizmin temelinde şimdi küçümsenen ve alay konusu edilen devletçilik vardır. Kiremit üreten, kibrit üreten devlet kuruluşları vardır!
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan değil miydi, "Ne komünist devletmiş yahu" diyen, "sat sat bitmiyor!"
Biter sayın Unakıtan, sizin elinize düşmeyegörsün!