Küreselleşme ve demokrasi

New York Times yazarı Thomas Friedman'ın </br>konferansı yankı yarattı.

New York Times yazarı Thomas Friedman'ın
konferansı yankı yarattı. Özellikle 'küreselleşme ve demokrasi ilişkisi' konusunda söyledikleri ilginçti ama yanlıştı.
Konuşmada 'küreselleşme ve demokratikleşme eğilimi' arasında bir bağ kurulmaya çalışılıyor.
Bu iki olgunun eşzamanlı olması, aralarında nedensellik ilişkisinin bulunmasını gerektirmez. (Örneğin Huntington, son yıllarda izlenen demokratikleşme eğilimini ekonomik gelişmeye bağlıyor, küreselleşmeye değil.)
Friedman'ın ikinci savı, 'Küreselleşme kendiliğinden oluyor, ABD'nin bunda yönlendirici etkisi yok,' tarzında karşımıza çıkıyor.
Her iki sav da pek inandırıcı gözükmüyor.
Önce demokratikleşme meselesi: Küreselleşmeyle birlikte gelen serbest bilgi akışının, vatandaşların dünyaya açılmasının, elbette demokratikleşme üzerinde olumlu etkileri olacaktır. Ama aynı eğilim, başka açı-lardan demokrasiyi kısıtlama potansiyelleri içeriyor.
Küreselleşmenin demokrasiye getirdiği en büyük kısıntılardan birisi, demokrasinin temeli olan vatandaşın karar verme mekanizmalarına katılmasının gittikçe anlamsızlaşmaya başlamasıdır.
Ben vatandaş olarak oyumu TBMM'yi oluşturmak için kullanıyorum. Benim denetim gücüm, bu Meclis'le ve hükümetle sınırlı. Ama benim hükümetim ve Meclisim, uluslararası kuruluşların etkisi altında karar alıyor, yasa çıkarıyor. Benim ne IMF üzerinde, ne Dünya Bankası üzerinde hiçbir denetimim yok. O zaman, benim verdiğim oyun, kendi kaderimi belirlemede pek bir etkisi olmuyor. Var olan etkisi de hızla yıpranıp yok oluyor demektir.
İlginç bir biçimde, Thomas Friedman da bu
olayın çok iyi farkında ve konuşmasında verdiği örneklerle bize gösteriyor.
Örneğin, "Geri kalmalarına izin verilmeyecek kadar önemli bulunan Türkiye gibi ülkelerin küreselleşmeye katılımı için 'yeniden yapılanma projesi' gereklidir. Kemal Derviş de benzer bir proje hazırlıyor," diyor. Bu cümlenin verdiği mesajlar çok açık: 1) Dünyada 'geri kalmalarına izin verilebilecek ve verilemeyecek' ülkeler ayrımı yapılmaktadır. 2) Bu ayrımı benim işçim, köylüm, esnafım yapmadığına göre, ABD ve onunla birlikte çalışanların yaptığını söylemek doğru olmaz mı? 3) Şu anda uygulanan istikrar projesi, Türk halkının kararıyla değil, bizim dışımızda ve denetleyemeyeceğimiz güçlerin empoze ettiği hedeflerden oluşmaktadır. 4) Bu saptamalar projenin kötü ve yararsız olup olmadığıyla ilgili değildir. Fakat, halkın etkili olamadığı bir süreçte ortaya konan böyle bir projeye (sonuçta yararlı bile olsa) demokratiktir denebilir mi?
Friedman, dünyaya egemen olan 'süper piyasalardan' söz ettikten sonra bir örnekle konuşmasını süslüyor: "Süper piyasalarda, örneğin, bir kredilendirme kuruluşu reytingini düşürüp ülkeyi dizüstü çöktürebilir."
Nerede kaldı 'demokrasi?' Ayrıca o 'reyting' kuruluşlarının hiç de nesnel çalışmadıklarına ilişkin ciddi bilimsel araştırmalar var. Benim ekonomimi yaptığı bir değerlendirmeyle altüst eden kuruluşların kol gezdiği bir dünyada, benim verdiğim oyun ne hükmü olabilir ki? Eğer demokrasi bir oyun değil de ciddi bir işse, yaratılan bu ortam demokrasiye katkı mı sağlar, yoksa sıkıntıya mı yol açar?
Konuyu tartışmaya devam edeceğim.