Küs!

Son günlerde o kadar çok yinelendi ki, artık ezberledik: Cumhurbaşkanlığı diğer makamlardan farklıdır, devleti temsil eder, partizanca davranışa gelemez, oraya çıkacak kişi bütün toplumu kucaklayabilmelidir, dendi durdu.

Son günlerde o kadar çok yinelendi ki, artık ezberledik: Cumhurbaşkanlığı diğer makamlardan farklıdır, devleti temsil eder, partizanca davranışa gelemez, oraya çıkacak kişi bütün toplumu kucaklayabilmelidir, dendi durdu.
O kadar ki, bir ara sayın Erdoğan da havaya girdi, 'bütün ulusu kucaklamaktan' söz eden konuşmalar yaptı.
Bundan heveslenen pek çok kişi koro halinde tekrarladı: Çankaya adayı uzlaşmayla belirlensin!
Erdoğan da uzlaşma turlarına başladı nihayet. Milletvekillerini toplayıp konuşuyor, "Cumhurbaşkanı kim olsun?"
"Siz olun efendim, yakışır vallahi!"
"Ne güzel uzlaşmış bulunuyoruz!
Çok akıllısınız. Uzlaşma gibisi yok canım!"
Bu arada bazı münasebetsizler homurdanmaya başladı: "Uzlaşma dediysek, aile içi, akrabalık içi, arkadaşlar arası, parti içi uzlaşma demedik. Asıl uzlaşma, AKP dışındaki insanlarla olmalıdır. Unutmayın ki, AKP bu toplumdaki oyların yüzde 25'inin desteğiyle iktidar oldu. Cumhurbaşkanlığı gibi bir makamı doldurmak için çok daha geniş bir mutabakata ihtiyaç var!"
Ama Recep Tayyip Erdoğan'ın kulağına gitmiyor bunlar. "Ben uzlaşırım, ama muhalefetle uzlaşmam!"
Alel acaip minel garaip bir uzlaşma anlayışıdır bu! Demokrasilerde uzlaşma deyince ilk önce iktidarla muhalefetin uzlaşması gelir akla. Kendi partin içindeki, emir ve komutan altındaki insanlarla 'uzlaşmaya' kimse 'uzlaşma' demiyor ne yazık ki.
"Neden muhalefetle uzlaşma aramıyorsunuz?"
"Baykal, Bahçeli ve Mumcu eşime laf etti!"
Muhalefet liderlerinin Emine hanım için ne dediklerini şu anda anımsamıyorum doğrusu. Fakat siyaset meydanına çıkanlar sengi kazadan kurtulmuyor yazık ki. Buna bir çeşit iş kazası olarak bakmak gerekir. Zamanında Demirel'in, Özal'ın eşleri için de ne sözler edildi. Demirel'in kardeşleri, yeğenleri, Özal'ın çocukları da nasiplerini aldılar. Bu liderler bu sözler yüzünden insanlara küsecek olsalar siyasal yaşam içinden çıkılmaz bunalımlara sürüklenirdi.
Bu alınganlıkla, bu duygusallıkla, bu tepkisellikle Erdoğan nasıl 'tüm halkı kucaklayan' bir cumhurbaşkanı olacak, anlamak mümkün değil. Halkın ancak yüzde 25'inin desteğini arkasına alan, önüne gelenle kavga eden bir cumhurbaşkanı ne işimize yarayacak, anlamış değilim.
Erdoğan'ın istese bile bütün halkı kucaklayacak, anlayacak, devletin temel ilkelerini özümseyecek ve ona göre davranacak kişilik yapısında olduğuna inanmıyorum. Bu duygusallıkla iyi bir şair veya ses sanatçısı olabilir, ama iyi bir cumhurbaşkanı olamaz korkarım.