Lahavle...

Hakkı Devrim bey dostum arada bir genç yazarlara nasihat eder: "Sakın ha sözün şehvetine kapılmayın!" Bin kere haklıdır. Hz. İsa'ya sormuşlar: Domuz yemek haram mıdır?

Hakkı Devrim bey dostum arada bir genç yazarlara nasihat eder: "Sakın ha sözün şehvetine kapılmayın!" Bin kere haklıdır. Hz. İsa'ya sormuşlar: Domuz yemek haram mıdır? Hz. İsa'nın yanıtı en az Hakkı beyin uyarısı kadar güzeldir: "Ağzınızdan giren şey günah olmaz" demiş İsa, "siz ağzınızdan çıkana dikkat edin."
Devlet Bahçeli de Başbakan'ı eleştirirken sözün şehvetine kapılmış olmalı ki, Başbakan'ın 'gaflet, dalalet, hatta ihanet içinde olduğunu' söyleyivermiş. Bunların ağır sözler olduğu ortada. Başbakan da Bahçeli hakkında hakaret davası açmış! 'Açmasa iyi olurdu' diye düşündüm. Siyasilerin hesaplaşma yeri siyasal platformlar olmalıdır, mahkeme koridorları değil! Umarım karşıdakini düelloya davet edecek kadar işi büyütmezler.
Fakat bazen öyle durumlar oluyor ki, insan 'sözün şehvetine' kapılmamak için zor tutuyor kendini. Örneğin şu son tartışmaya bakın!
Deniz Baykal bir açıklama yaptı, daha doğrusu ithamda bulundu: "AKP, Kuzey Irak'a müdahalemizi engelleyen bir anlaşmaya imza atmıştır" dedi. "ABD'den alacağı para karşılığında Irak'a müdahale etmemeyi taahhüt etmiştir!"
Ben ki durmadan Erdoğan'ı ve AKP'yi eleştirir dururum, ben bile bu itham karşısında şaşırdım kaldım. "Olamaz" dedim kendi kendime, "hiçbir hükümet, dış politikanın ve güvenlik politikasının seçeneklerini alacağı para karşılığı belirlemez! Bu işte bir yanlışlık olmalı. Deniz Baykal'ı yanıltmış olmalılar!"
Heyhat, ben yanılmışım! Dışişleri Bakanlığı'nın iki gün önce yaptığı açıklamaya göre Baykal'ın iddiası doğruymuş! Gerçi Bakanlık 'Parayı almadığımız için verdiğimiz söz geçersizdir' demeye getiriyor, ama bu olacak şey değil! AKP'nin dış politikayı amatörler ve danışmanlar eliyle yönetme hevesinin bir sonucu olmalı.
Bu tablo karşısında neredeyse sözün şehvetine kapılacaktım ki, Hz. İsa'nın uyarısı aklıma geldi, sustum!
Ama Erdoğan konuştuğu zaman bazen kendisini kaptırıp gidiyor. Geçenlerde CHP'ye veryansın ediyordu: "27 yıllık iktidarınız döneminde ne yaptınız? Taş üstüne taş mı koydunuz?"
Al bir kaya, nerene dayarsan daya! Cumhuriyet'in kuruluşunu da içeren nice devrim hareketinin sayın Başbakan'ın gözünde hiçbir hükmünün olmadığını böylece öğrenmiş olduk!
Ama sabır, sözün şehvetine kapılmamalıyım, Erdoğan'ın şakası yok, insanı mahkemeye veriyor!
Birkaç gün önce sayın Başbakan benzer bir şey söyledi: "CHP döneminde partinin il başkanlarını vali yapıyorlardı" dedi. AKP'nin böyle yapmadığı için çok demokrat olduğunu anlatmak istiyordu. Doğrudur, tek parti döneminde birkaç yıl böyle bir uygulama yapıldı. Bu, elbette demokrasiye karşıydı. Ama kimse tek parti döneminin demokrat olduğunu iddia etmiyor ki! O, devrimci bir dönemdi. Demokrasinin temellerinin atıldığı bir dönem.
Asıl acı olan şey, yarım yüzyılı aşkın bir demokrasi deneyiminden sonra vara vara AKP'nin yönettiği bir Türkiye'ye varmış olmamızdır. Bu AKP yönetiminde partinin il başkanları vali olmadılar belki, ama valilere hükmettiler. Genel müdürlere, valilere, bakanlara çektikleri faks emirnameleriyle, 'Falanca partilimizdir, şu makama ataması yapıla' dediler, 'Feşmekânca bizdendir, ihalelerde gözetile' dediler.
Sayın Erdoğan, 80 yıl öncesinin demokrasi standartlarını emsal göstermeyi boşver de günümüzün katılımcı ve eşitlikçi demokrasi anlayışını uygulamaya bak.
Lahavle...