Laikliğin çöküşü mü?

Büyük laf etmeye bayılıyoruz. Bir zamanlar solcular 'kapitalizmin çoküşünden' söz eder dururdu. 'Tarihin çöplüğünden' dem vururlardı. Teorik olarak...

Büyük laf etmeye bayılıyoruz. Bir zamanlar solcular 'kapitalizmin çoküşünden' söz eder dururdu. 'Tarihin çöplüğünden' dem vururlardı. Teorik olarak (en azından Marksist teoriye göre) kapitalizmin çökmesi gerekiyordu. Gelin görün ki, pratik, teoriye uymadı, kapitalizm dimdik ayakta kaldı, onun yerine sosyalizm göçtü gitti! Hem de kendiliğinden, iç dinamiklerin sonucu olarak, artık kendi ayaklarının üzerinde duramadığı için çöktü.
Öteden beri sık sık kullandığımız bir başka büyük laf vardır: 'Batı uygarlığının çöküşü!'
En çok da dincilerin kullandığı bir slogandır bu. Her işitişimde şaşkınlık içinde kendi kendime sorarım: "Allah Allah, nereden çıkarıyorlar Batı uygarlığının çöküşünü?" Benim bilmediğim bir şeyler mi biliyor bu savı ileri sürenler diye dikkat kesilirim, ama yeni bir şey de göremem iddialarda.
Batı uygarlığının çöküşünün kanıtları da hep aynı şeylerdir: Batılı kadınların açık saçık giyinmesi, Batılı yaşam biçiminde maddiyatın (paranın) önemli bir yer tutması, bireyciliğin yükselmesi...
Bu eleştirileri yapanlar, İslam ülkelerinde neden doğru dürüst bir demokrasi kurulmadığını, kadın haklarının neden ayaklar altında çiğnendiğini, düşünce özgürlüğünün önemsenmediğini, Irak, Pakistan, Afganistan, İran, Sudan, Somali.. gibi ülkelerde olup bitenleri tartışmaya yanaşmazlar bile.
Batı uygarlığı elbette çelişkileri ve sorunları olan bir uygarlıktır. Tarihte yer alan her uygarlık gibi. Fakat, bu durum, Batı uygarlığının çökmekte olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine, Batı uygarlığı belki de en parlak dönemini yaşıyor. Belki de 'Batı' uygarlığından söz etmek bile doğru değil artık. Karşımızdaki artık 'Batı' değil, 'dünya' uygarlığıdır. Teknolojisiyle, bilimiyle, yaşam biçimiyle, sanatıyla, değer yargılarıyla, iletişim ve ulaşım hatlarıyla bütün dünyaya damgasını vuran, küreselleşen bir uygarlıkla karşı karşıyayız!
Hele bir taraftan Türkiye, Avrupa Birliği'ne girmek için çabalayıp dururken, 'Batı uygarlığı iflas etmiştir!' diye büyük laflar etmenin hikmetini anlamakta zorlanıyorum doğrusu.
Geçenlerde Batı basınında çıkmış bir makalenin çevirisi çıktı Radikal'de. Yazıda '21'inci yüzyıl dinlerin yüzyılı olacak' deniyor ve bunun nedeni olarak da 'laik yönetimlerin başarısız olması' gösteriliyordu.
Ne demek 'Laik yönetimler başarısız oldu?'
Bu sözün, 'Batı uygarlığı yıkıldı' savından ne farkı var? Laik yönetimler, demokrat veya otoriter, çoğu Batı uygarlığının bir parçası olan ülkelerdir. Otoriter olanlar yıkıldı, demokratik olanlar devam ediyor. 'Laik yönetimler başarısız oldu' savını, neye dayanarak ileri sürebilirsiniz?
Bir ülkenin laik olup olmamanın dışında pek çok özelliği olacaktır. O ülkenin başarılı veya başarısız olmasını salt laikliğin bir sonucu
olarak görmek mantık zincirini bir hayli zorlamakla mümkün olacaktır.
Bu mantığa göre laik olan Batı ülkelerini başarısız, laik olmayan Suudi Arabistan'ı, Taliban dönemi Afganistan'ını, İran'ı.. 'başarılı' olarak saymak gerekecek...
Gerçekler ortada dururken bu tür zorlama yorumlara başvurmanın gereğini anlamakta zorlanıyorum.
Ayrıca, gelişmekte olan dünyanın, sanılanın ve bu iddiaların aksine, laikliğe daha yatkın olacağına inanıyorum.
Onu da yarın tartışalım.