Laiklik neden mi, sonuç mu?

Laiklik gelişmenin nedeni mi yoksa sonucu mu? Her iki görüşün de haklı yanları var.

Mehmet Yılmaz dün Hürriyet'teki köşesinde, bilimsel araştırmalara ayrılan para, yayımlanan bilimsel araştırma, mühendis ve bilim adamı sayısı.. gibi pek çok konuda İslam ülkeleri arasında Türkiye'nin başı çektiğini belirttikten sonra, "Bir kısmı petrol zengini olan İslam ülkeleri arasında neden biz önde geliyoruz?" sorusunu soruyor ve şu yanıtı veriyordu:
"Bu farkı yaratan bence iki önemli husus var: Birincisi Türkiye'nin, bin yıldan daha da geriye giden 'çokkültürlü' bir toplum ve devlet geleneğine sahip olması ise ikincisi de 1923'ten sonra yaptığı 'laiklik' tercihi!"
Mehmet Yılmaz, laikliği kalkınmamızın ana unsurlarından birisi olarak görüyor. Ama aynı gün Radikal'de çıkan Cengiz İlhan'ın yazısında şu satırları okuyoruz:
"Laiklik bir sebep değil, sonuç. Batılı ülkeler, laik oldukları için akılcı olmuş, ilim ve fende ilerlemiş değillerdir. Akılcı oldukları, insan aklını bir bilgi kaynağı olarak kabul ettikleri için önce metafizikte, sonra da bilim ve teknolojide ilerlemişler ve bunun sonucu olarak da laik olmuşlardır."
Mehmet Yılmaz, laikliği gelişmenin nedeni olarak, Cengiz İlhan ise sonucu olarak görüyor. Hangisi haklıdır dersiniz?
Bana kalırsa her ikisi de haklıdır!
Kendi doğal dinamikleriyle kalkınan Batı ülkelerindeki gelişmenin aynısını kalkınma yarışına daha sonra katılan ülkelerden bekleyemeyiz.
Cengiz İlhan'ın yazdıkları doğrudur. Batı ülkelerinde laiklikten önce bilim ve teknolojide gelişmeler oldu. O kadar da değil. Kültür, günlük yaşam, kapitalistleşme, sanayileşme, bürokratikleşme alanlarında da dinin etkisi azaldı. Bu gelişmeye 'dünyevileşme' veya 'sekülerleşme' demek daha doğru olacaktır sanırım.
Laikleşme, yani siyasetin dinin etkisinden çıkması, daha sonra, siyasetin sekülerleşmesiyle gerçekleşmiştir.
Batı ülkelerinde siyasetten önce toplumsal ve kültürel yaşam sekülerleştiği için daha sonra siyasetin sekülerleşmesi büyük bir tepkiye yol açmadı. Tersine, topluma egemen olan genel tabloyu tamamlayan bir gelişme oldu.
Bizde ise tam aksi oldu. Önce siyaset laikleşti, sonra devlet erkine dayanarak toplumsal kültürel yaşam sekülerleştirilmeye girişildi. Şu anda karşılaştığımız sorunların bir kısmı bu terslikten kaynaklamaktadır sanırım.
Fakat başka yapacak bir şey de yoktu. Oturup gelişmenin 'normal' seyrini izlemesini bekleyemezdik. Türkiye, tepeden inse de laikleşti ve bunun yararını gördü.
Aslında 'sekülerleşme' süreci Batı'da da sonuca ulaşmış değil. Çok değil birkaç hafta önce Katolik ülkelerden birinde kürtajın serbest bırakılması için halk oylaması yapıldı. Kilisenin karşı çıkmasına karşın! Son 30-40 yılda Katolik Kilisesi doğum kontrolü, boşanma, kürtaj gibi alanlarda sürekli olarak mevzi kaybetti.
Sekülerleşme ve laikleşme sadece bizim sorunumuz değil, bütün dünyada, genel olarak farklı biçim ve dozlarda da olsa yaşanan bir olgudur. Ve modernleşme, demokratikleşme sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır!