Liberalizmin sonu mu?

Liberalizmin zaferi! Doğu Bloku'nun dağılması tarihin bir dönüm noktasıdır, bundan kuşku yok. Dünya yepyeni bir döneme girdi.

Liberalizmin zaferi! Doğu Bloku'nun dağılması tarihin bir dönüm noktasıdır, bundan kuşku yok. Dünya yepyeni bir döneme girdi. Devlete ait olan her şeyi satmak, devleti o kadar küçültmek ki, sonunda var olup olmadığı bile belli olmasın.
1950'lerde, 60'larda 'reform' deyince her şeyi devletleştirmek anlaşılırdı. Şimdiyse tam tersine her şeyi özelleştirmek 'reform' oluyor.
Eskiden sağlık ve eğitim kurumlarının ücretsiz veya ucuz olması olumlu bir şey sayılırdı. Şimdi bunlar ekonominin 'kara delikleri' sayılıyor.
Ve Fukuyama gibi bazı bilim adamları duyurdu: "Artık tarih sona erdi!"
Yani ideolojiler arası başat çelişkiler sona erdi, artık 'kamu mülkiyeti' ve devletin ekonomiye müdahalesi sonsuza dek engellendi.
Acaba öyle mi? Devletin ekonomiye müdahalesi tümüyle tarihe mi karıştı?
Hiç sanmıyorum. Tam tersine, önümüzdeki on yıllarda yeni bir devletçilik anlayışının gelişmesine tanık olabiliriz.
Türkiye'nin gündeminde bölgesel eşitsizliklerin tümüyle kaldırılamasa bile (kısa zamanda bu mümkün değil) geniş ölçüde azaltılması var. PKK'yla mücadelenin gelip dayandığı noktalardan birisi budur. Yalnız günümüzde geçerli olan liberal anlayışla Doğu'nun kalkınması nasıl sağlanacak?
Ucuz krediler, destekleme alımları, vergi muafiyetleri.. bir dereceye kadar etkili olabiliyor. Özel sermaye, hepimizin de bildiği gibi pek nazlıdır. Risk gördüğü bir yere kolay kolay yatırım yapmaz.
Bölgeler arası eşitsizliğin engellenmesi için uzun dönemde devlet işletmeciliğinden başka anlamlı bir seçenek bulunmayabilir.
Devletin ekonomiye müdahalesi önümüzdeki on yıllarda bütün dünyada gittikçe artacaktır. Özellikle de kıtlaşan doğal kaynaklar ve alarm veren çevre sorunları nedeniyle.
Su, birçok ülke için özenle kullanılması gereken kıt bir kaynaktır. Petrol, pek uzak olmayan gelecekte tükenecektir. Daha sonra kömüre sıra gelecek. Uzun dönemde bir taraftan mevcut kaynaklar tükenecek, bir taraftan da çevre sorunları kendini dramatik biçimde duyuracaktır.
Özellikle Çin ve Hindistan gibi dünya nüfusunun çok büyük bir bölümünü barındıran ülkelerin zenginleşmesiyle tüketimde ani sıçramalar olacak. Halen dünyadaki yiyecek ve petrol fiyatlarının yükselmesinden büyük ölçüde Çin sorumludur. 2040 yılında dünyanın en büyük ekonomisi Çin olacak, dünya üretiminin yüzde 10'unu gerçekleştirecek. Her Çinlinin evinin önünde (Amerikalılar ve Avrupalılar gibi) bir otomobili park etmesine kim engel olabilir? Tüketimin alabildiğine serbest olduğu böyle bir dünya mümkün müdür?
İşte bu dünya liberalizmin sonunu ve devlet müdahaleciliğinin geri dönüşünü görecek. Zira kâr peşinde koşan özel sektörün ve bireylerin bu sorunlarla baş etmesi mümkün gözükmüyor.
Bu sorunların çözümü için de devletler arasında işbirliği zorunludur. Küresel sorunlar ancak küresel işbirliği ile çözülebilir. Çözülemezse, savaşlar gelecektir.
Ekonomik liberalizm ancak geçici olarak başvurulabilecek bir ilaçtır. Uzun dönemde devlet müdahalesi kaçınılmaz gözüküyor.
Kim bilir, belki de tarih yeni başlıyordur!