Merkezçek kuvveti

Seçim sürecinin en renkli aşamalarından birisi aday belirleme süreci oluyor. CHP'nin 'sağcı', AKP'nin de 'solcu' adaylara kucak açması ilgiyle karşılandı.

Seçim sürecinin en renkli aşamalarından birisi aday belirleme süreci oluyor. CHP'nin 'sağcı', AKP'nin de 'solcu' adaylara kucak açması ilgiyle karşılandı. Ama 20 yıl önce olsaydı uyanacak tepkilerin onda biriyle bile karşılaşmadık. 'Siyasette olur böyle şeyler' havası egemen oldu. Neden dersiniz?
Sanırım birkaç neden var. Birincisi, seçimlerin genellikle partileri 'merkeze' doğru yönlendirmesiyle ilgilidir. Bu eğilim yalnız bizde değil, serbest seçimlerin yapıldığı bütün ülkelerde geçerlidir. Kuzey Avrupa sosyal demokrat partilerinin Marksizm'i bırakmalarında, Hıristiyan demokratların dinci etkilerden arınmalarında merkezin cazibesi başlıca rolü oynamıştır. Çünkü merkez oy deposudur ve partinin amacı iktidara gelmekse merkezin temsil ettiği farklı seslere kulak vermek zorundadır.
İkinci neden, ideolojilerin eski keskinliğini yitiriyor olmalarıdır. İnsanlar hâlâ 'sağ' ve 'sol' çizgiler üzerinde ayrılsalar bile pek çok ortak noktada uzlaşabiliyorlar. Bütün dünyada ideolojik ayrımlarda yumuşama görüyoruz. Bizde de örneğin ekonomi politikaları üzerinde eskisine bakışla çok daha fazla uzlaşma noktası var artık. DSP'nin benimsediği bir ekonomi politikasını AKP sürdürebiliyor, AB'ye girme konusunda genellikle ortak bir tavır sergilenebiliyor...
İdeolojilerin etkisini yitirmekte oluşunun güzel bir örneği Türkiye Komünist Partisi'nin seçimlere giriyor olmasıdır. Geçen seçimlere de girmiş ve binde 19 oy almıştı! Oysa komünist olmak nasıl da korkunç bir şeydi bir zamanlar. Gizli gizli kitaplar okunur, toplantılar yapılır, Nâzım'dan söz edilir, gelecek güzel günlerin düşü kurulur, şifreyle konuşulur, polisten dayak yenir, işkenceden geçilir, hapis yatılır, işsiz kalınır, kahraman olunurdu.
Şimdi bunlardan hiçbirisi kalmadı. Metro çıkışlarında gencecik çocuklar komünist dergisi satıyorlar polisten korkmadan, ülkücülerden dayak yemeden, TKP seçime giriyor kimsenin ruhu duymadan...
Yani diyeceğim o ki, komünist olmanın da tadı tuzu kalmadı galiba! Demokrasi böyle bir şey, her şeyi banalleştiriyor, sıradanlaştırıyor. Kahramanlara duyulan gereksinme azalıyor. Darısı diğer çatışmalarımızın başına. TKP deneyiminden öğrenecek çok şeyimiz var!
Aday olmak için başvuran kadınların sayısı artmış. Ama seçilebilecek yerlerden aday gösterilen kadınların sayısında pek bir artış yok! Oysa pek çok meslek dalında (öğretmenlik, hukuk, mühendislik, üniversite öğretim üyeliği...) Türk kadınlarının dünyadaki yeri hiç de kötü değildir. Siyasal haklarını elde edişi de geç kalmamıştır. Ama siyasette aktif rol oynaması nedense geri kalmıştır! Tansu Çiller'e rağmen!
Not ve özür: Salı günü yazdığım yazıda İmam-Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği'nin eski başkanı İbrahim Solmaz'ın 'İHL dışında kalan diğer okullarda fuhuş ve esrar vardır' sözünü eleştirmiş ve 'Bu kadarını Ermeni militanlar bile yapmamıştı' diye bitirdiğim yazıya bu sözleri başlık olarak da koymuştum. Bu sözlerimle kuşkusuz ki 'Ermenileri' değil, 'ASALA militanlarını' kastetmiştim. Bir yasayı unutarak: Bir şey yanlış anlaşılmaya müsaitse, mutlaka yanlış anlaşılacak demektir. Ve bu sözlerim de yanlış anlaşıldı. Ermeni okurlarımdan eleştiri aldım. Haklıdırlar. Özür diliyorum. Üstelik şu ortamda hiç yapılmaması gereken bir hataydı!