Muhtıra

Oturmuş bir demokraside elbette askerler böyle açıklamalar yapmaz. Ama oturmuş bir demokraside rejimin temel ilkelerine karşı olduğunu...

Oturmuş bir demokraside elbette askerler böyle açıklamalar yapmaz. Ama oturmuş bir demokraside rejimin temel ilkelerine karşı olduğunu söyleyen kişiler başbakanlık, meclis başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı da yapmaz! Oturmuş bir demokraside 'Cumhuriyeti dini ilkelere uyduracağız' diyen kişiler başbakanlık müsteşarlığı da yapmaz. Yanlışlıkla oraya
gelseler bile görevde kalamazlar.
Demokrasi sadece oy vermeye dayanan bir yönetim biçimi değildir. Demokrasi aynı zamanda rejimin meşruluğunu oluşturan temel ilkelerde anlaşmayı gerektirir. Bu temel ilkeler üzerinde anlaşma olmazsa bırakın demokrasiyi, devletin bütünlüğü bile tehlikeye düşer. Amerika'da, İspanya'da, İsviçre'de.. olduğu gibi iç savaş bile çıkar.
Türkiye laik midir, değil midir? Bu, 'Amerika kapitalist midir, değil midir' türünden temel bir ilkedir. Demokrasiyi istediği durakta binip, istediği durakta ineceği bir tramvay sanan Sn. Başbakan Erdoğan, laikliği pek önemsemeyebilir, ama bu devletin temel taşlarından birisi
laikliktir. Sadece ordu değil, çok geniş bir sivil kesim de laikliğe bağlıdır, saygılıdır.
Muhtıra (başka ne denebilir ki?) veren ordunun laiklik konusunda bu hükümetin izlediği duyarsız politikadan etkilendiği anlaşılıyor. Ve asıl hedef, Gül'ün cumhurbaşkanlığına aday olmasıdır. Belli ki ordu bir açmazla karşı karşıya bırakılmak istendi: Başörtülü bir eşin Çankaya'da, orduevlerinde yaratacağı sıkıntıyla orduyu güç durumda bırakma hesabı yapılmışa benziyor.
Arınç'ın bu konudaki ısrarı olmasa belki başka bir aday gösterilecek ve bu tatsızlıklar olmayacaktı. Ama nihai sorumlu elbette 'tek seçici'
rolünü üstlenmiş olan Başbakan Erdoğan'dır!
Pek çok kişinin ısrarla yaptığı 'uzlaşın, uzlaşın' önerisinin Başbakan tarafından ısrarla reddedilmesi bir başka hataydı. 'Cumhurbaşkanı, Meclis içinden ve AKP'li olacak' formülü işledi. Devletin tepesindeki aşırı güç yoğunlaşmasının yol açacağı hatalar ve doğuracağı tepkiler göz ardı edildi. Sivil toplum örgütleriyle göstermelik görüşmeler yapılarak aday 'atamasına' demokratik bir hava verilmek istendi.
AKP'nin askerlerle karşı karşıya gelmesinde, sürtüşmenin artmasında kimse için yarar yok.
Öte yandan sivil hükümetin de itibarını daha fazla yitirmeden dönemini bitirmesi sağlanmalıdır.
Bu sıkıntılı durumdan çıkışın yolu da hazır gibi gözüküyor: Anayasa Mahkemesi, CHP'nin toplantı yeter sayısına ilişkin başvurusunu kabul eder, önce yürütmeyi durdurur, sonra asla ilişkin karıyla ilk turu geçersiz sayar, bunun üzerine Meclis erken seçim kararı alır ve sorun bir bakıma halkın hakemliğine sunulmuş olur!
Bu bir çıkış yoludur ve ilgili tarafları en az rencide edecek çözüm gibi gözüküyor.
Ben Türk ordusunun demokrasiye karşı olduğunu düşünmüyorum. Fakat, demokrasinin parametreleri konusunda bazı duyarlıkları var. Tandoğan mitinginin de gösterdiği gibi, pek çok sivilin de paylaştığı duyarlıklardır bunlar.