Musul Fatihi

Fransız Devrimi'nin hararetli günleridir. Devrimin önde gelen liderleri bir binanın ikinci katında toplantı halindeler. Sokaktan bağıra çağıra devrimciler geçmektedir.

Fransız Devrimi'nin hararetli günleridir. Devrimin önde gelen liderleri bir binanın ikinci katında toplantı halindeler. Sokaktan bağıra çağıra devrimciler geçmektedir. Liderlerden birisi ayağa fırlar: "Hah, bu geçen benim lideri olduğum grup. Onları izlemek zorundayım, izninizle!"
Gerçek liderler elbette toplumun önünde gider. 'Lider', 'önder' demektir. (Azeriler buna 'kabakçı' diyor!) Toplumu biçimlendirir. Sıradan insanların göremeyeceğini görür, düşünemeyeceğini düşünür.
Bazıları da çok gerilerden gelir, topluma egemen olan akımları izler ve kendisine tepelerde bir yer ayarlar. Nedense (kelime kıtlığından olmalı) bu ikinci kümedekilere de 'lider' diyoruz. Oysa onlar hiçbir şeyi 'lead' etmezler, ama edermiş gibi gözükürler!
Son günlerde 'ulusçuluk' akımı mı güçlenmiştir, bazı 'liderlerimizde' yaman bir ulusçuluk cereyanı hemen kendisini gösterir. Makul düzeydeki bir ulusçuluğa denecek pek bir şey yok, ama DYP lideri Mehmet Ağar gibi "Musul'u almaya çalışıyorum" diyenler çıkarsa işin tadı kaçıyor demektir.
Ağar'ın bu sözünü işitince, "Elin değmişken Bağdat'ı da al bari" dedim ister istemez! Erbakan Hoca'nın 'Kıbrıs Fatihi' oluşundan bu yana böyle bir kahraman çıkmamıştı. Hayırlı uğurlu olsun! Yalnız karşısında çok iddialı bir kahraman adayı daha var: Erdoğan'ın 'Musul Fatihliği'ni' kimseye bırakacağını sanmam.
Sayın Mehmet Ağar sıradan bir insan olsa anlarım, ama rastgele birisi değil. Senelerce Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış, şimdi de DYP gibi önemli bir partinin başkanlığını yapmakta olan bir kişidir. Söylediği sözlerin bir önemi, ağırlığı, ciddiyeti olmalıdır. Şimdi Allah için söyleyin, 'Musul'u almaya çalışıyorum' sözünün ciddiye alınacak yanı var mıdır?
Nitekim dün bakabildiğim gazetelerin çoğu bu açıklamayı ciddiye almamıştı. Radikal de, 'Ağar'ı tutabilene aşkolsun!' diye alaycı bir biçimde haberi veriyordu.
İyi ki de kimse bu tür çıkışları ciddiye almıyor. Ya bir de ciddiye alsalar ne olurdu düşünebiliyor musunuz? Amerika'nın, İngiltere'nin, Arap ülkelerinin, AB'nin, kısacası bütün dünyanın Musul'u almaya kalkmamıza ne tepki göstereceğini kestirmek hiç de zor değil. Garantörü olduğumuz Kıbrıs'taki işgali bile henüz kimseye kabul ettiremedik, unuttunuz mu?
Atatürk değil miydi, "Hiçbir zaman yapmaya gücümüzün yetmeyeceği, ama yaparız ederiz dediğimiz şeyler için geçmişte çok sıkıntılar çektik" diye yakınan?
Bir zamanlar sayın Demirel de Adriyatik Denizi'nden Çin Seddi'ne kadar Türk dünyasının birliğinden söz eder dururdu.
"Allah Allah" dedi Çinliler, "Çin Seddi dediğin şey Pekin'in 70 kilometre kuzeyinden geçer. Türklerin burada ne işi var acaba?" Ve Güvenlik Konseyi'nde aleyhimizde oy kullanmaya başladılar.
Bir taraftan da Demirel şaşırıp kalmıştı: "Bizi Yeni Osmanlıcı olmakla suçluyorlar.
Ne ilgisi var efendim?"
Ha, Mehmet Ağar'ın Musul'u almaya kalkması DYP'nin oyunu artırır mı?
Ondan da kuşku duyarım. Milliyetçiliğin yükseliyor olması insanların savaşmak istediği anlamına gelmeyebilir.