Nasıl bir toplum olduk biz?

Beş öğrenci ceplerine bıçak koyup insan kesmeye gidiyor! Kıtır kıtır adam doğrayacaklar.

Beş öğrenci ceplerine bıçak koyup insan kesmeye gidiyor! Kıtır kıtır adam doğrayacaklar. Soğukkanlılıkla.
"Hepimiz de adam kesmeye hazırdık!"
Dehşe verici! Bir yurttan aynı anda beş katil çıkabiliyorsa o yurtta, orayı işletenlerde bir sorun var demektir.
Din cinayetleri devam ediyor! Ama bu cinayetleri salt dini motife bağlamak yanlış olur. Bu olup bitenlerde daha geniş bir 'yabancı düşmanlığı', ucu faşizme dayanan bir hastalıklı ulusçuluk da var. "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur." "Herkes bizi bölmeye çalışıyor." "İkinci bir Kurtuluş Savaşı başlatmalıyız." "Arazi satın alarak ülkeyi parçalamak istiyorlar."
Paranoyanın varacağı nokta budur işte!
Şimdi suçlu aranacak. Bu gençler neden silahlanıp adam doğramak için yola düştüler. Gene paranoyakça açıklamalar yapılacak.
"Bu CIA'in işidir!"
"Adım gibi biliyorum, MOSSAD'ın işi."
"İslamı küçük düşürmeye çalışıyorlar.
Laikçiler yapmıştır."
Sorumluları bulmak için çok uzaklara gitmeye gerek yok bence. Daha önce işlenen Santoro ve Hrant Dink cinayetlerini, Danıştay baskınını kim mazur görmeye ve göstermeye çalıştıysa, onlar sorumludur.
Bu gençleri önyargılarla yetiştirenler sorumludur.
Şeriatçı özlemleri körükleyenler sorumludur.
Senelerdir din değiştirdiği için insanlara baskı uygulayan yöneticiler ve görevliler sorumludur. İzmir'de yaşayan Protestan Türkler senelerdir buna katlandı.
Şimdi polis derin araştırmalara dalacak:
Bu beş genci yönlendiren bir örgüt var mıydı? Vardı elbet. Yukarıda saydıklarım, politikacısıyla, polisiyle, yazarıyla, öğretmeniyle, ailesiyle, okuluyla, yurduyla, gazetesiyle, partisiyle sorumludur.
İşin acı ve kötü yanı şudur ki, sorumluluk bu kadar dağılınca önlem almak da zorlaşır! Bu tablodan çıka çıka sonunda faşizm çıkar mı, diye korktuğumu itiraf etmeliyim!
Benim derdim 'Ahh, gene bir Hıristiyan Batılı öldürüldü, ne yazık imajımız bozuldu' veya 'Eyvah, gene turizmi vurur bu olay, bu yaz gelecek olan turist saysı düşer' değil. Benim derdim, bizim imajımızda değil, gerçekte ne olduğumuzda. Bu kadar vahşi, ilkel, yüzeysel, kaba, acımasız bir toplum muyuz biz, Osmanlı döneminde hoş görebildiğimiz misyonerlere şimdi katlanamayacak kadar geriledik mi? 'Hak dini' dediğimiz ve kutsal kitap saydığımız İncil'i basıp dağıtıyorlar diye insanları kıtır kıtır kesecek kadar bağnazlaştık mı?
Nasıl bir toplum olduk?
Bu sorunun yanıtı, 'nasıl gözüktüğümüzden' veya turizm gelirlerinden çok daha önemlidir, değil mi?