?NATO?dan çıkalım, AB?ye girmeyelim!?

Dünkü yazımda emekli Orgeneral Tuncer Kılınç?ın ?Amerika?nın çıkarlarına hizmet eden NATO?dan çıkalım. Demokratikleşme bahanesiyle ülkemizdeki ayrılıkçı hareketi destekleyen AB?ye de girmeyelim,? önermelerini tartışmıştım.

Dünkü yazımda emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’ın ‘Amerika’nın çıkarlarına hizmet eden NATO’dan çıkalım. Demokratikleşme bahanesiyle ülkemizdeki ayrılıkçı hareketi destekleyen AB’ye de girmeyelim,’ önermelerini tartışmıştım. Aynı anda hem NATO’dan çıkan, hem de AB’ye sırtını dönen bir Türkiye’nin çok izole olacağını ve bu nedenle güvenlik sorunları yaşayabileceğini yazmıştım. Demokratikleşme sürecinde Kürt kimliğini tanımanın korkulduğu gibi bölünmeye yol açmayacağını, tam tersine ulusal bütünlüğe
katkıda bulunacağını söylemiştim.
Benim bir sivil olarak ‘NATO’dan ve AB’den dışlanmamız, izole olmamıza yol açar ve
güvenlik riski oluşturur,’ derken Kılınç Paşa’nın işin bu boyutuna hiç değinmemesi ilginçtir. Oysa güvenlik sorunlarını askerlerin çok daha erken fark etmeleri ve ciddiye almaları beklenirdi!
Doğu Bloku’nun dağılmasından sonra NATO’nun işlevini tümüyle yitirdiği savı tam olarak doğru değil. Doğu Bloku’nun çöküşünden sonra eski Sovyetler’in uydusu olan pek çok ülke NATO’nun şemsiyesi altına girerek güvenliklerini sağlama yoluna gittiler. Polonya, Macaristan, Batlık cumhuriyetleri... gibi ülkeler can havliyle NATO’ya girip güvenliklerini sağlamaya çalışırken, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlarla çevrili Türkiye’nin NATO’dan çıkması bana hiç de doğru bir seçim gibi gözükmüyor.
Hele de bu önerinin Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevini üstlenmiş bir Orgeneral tarafından yapılması daha da şaşırtıcıdır!
Tuncer Kılınç’ın sözleri ordunun genel tavrını mı yansıtıyor? Bunu bilmek zor. Ama bu görüşlere katılmayan üst kademe subayların bulunduğunu görüyoruz. Örneğin eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Milliyet’ten Fikret Bila’ya yaptığı açıklamada “Ben Türkiye’nin AB’ye üye olmasının  jeopolitik ve jeostratejik bir zorunluluk olduğunu söyledim,” diyor. “Bu çok açık. TSK, AB üyeliğine karşı değildir, olmamıştır. Bizim söylediğimiz, AB’nin Türkiye’ye, diğer ülkelere davrandığı gibi eşit biçimde davranmasıydı. Çifte standart uygulamamasıydı!” Doğru söze ne denir?
NATO’dan ve AB’den dışlanmış bir Türkiye ne yapacak? Kırgızistan’la, Türkmenistan’la birlikte hareket ederek AB’nin ve NATO’nun bırakacağı boşluğu doldurması nasıl mümkün olur? Ekonomik bakımdan da, askeri bakımdan da bir ‘Türk dünyasına’ kapanıp kalamayacak kadar büyük potansiyelleri ve çözüm bekleyen sorunları olan bir ülke Türkiye. Öte yandan, Türki cumhuriyetlerin ulusal gelirlerinin toplamı ancak Belçika’nın ulusal geliri kadar bir şey tutuyor. Kaldı ki bizim AB’ye girmemiz Türki cumhuriyetlerle işbirliği yapmamızı engellemez. Hatta tam tersine, bu ülkelerle daha verimli işbirliği yapmamıza ortam hazırlayabilir.
Türkiye’nin Batı dünyasıyla ilişkilerinin zayıflaması, aşırı dinci veya şoven ulusçu ülkelerin kol gezdiği Ortadoğu’nun alacakaranlık kuşağında potansiyellerini harcayıp gitmesi anlamına gelecektir. Türkiye, Osmanlı’dan beri yüzünü hep Batı’ya döndü. Öyle olmaya da devam etmelidir.
Ayrılıkçı Kürt hareketine gelince... Bu hareket, AB’ye tam üye olduğumuz bir dönemde ve üye olduğumuz için gelişmiş değildir. Tam tersine, bu hareket, şoven Türk ulusçuluğunun zirvede olduğu bir dönemde ve ortamda gelişti. Bu gelişmeden dolayı AB’yi suçlamanın pek bir mantığı yok. Girersek ne mi olur? Herhalde Güneydoğulu Kürt vatandaşlarımız kendilerin Avrupa’nın kapılarını açan bir Türkiye’de yaşamaktan memnun kalırlar, değil mi?