Ne günahlar varmış!

Atatürk'e bu kadar kızmalarının en önemli nedeni, şeriat hukukunu kaldırdığı içindir.

Atatürk'e bu kadar kızmalarının en önemli nedeni, şeriat hukukunu kaldırdığı içindir. Oysa şeriat hukukuna aykırı yasaları Atatürk'ten önce Osmanlılar yaptı, pek çok yasayı dilimize çevirerek şeriata aykırı düzenlemelere yol açtılar. Aslında Osmanlı hiçbir zaman gerçek bir teokrasi (din devleti) olmadı. Genellikle örfi hukuk, şer'i hukuktan çok daha fazla yer kapladı, önem taşıdı. Türkiye'nin laikliği kolayca benimsemesinde bu geleneğin büyük payı vardır.
Şer'i hukukun nasıl koşullara göre esnetilebileceğinin bir örneği fetvalardır. Şeyhülislam Dürrizade Abdullah 1920'de Atatürk ve arkadaşlarını kurtuluş savaşı başlattıkları için 'katli vacip' ilan edebilmiştir! Bereket Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi ve Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi gibi dürüst din adamları farklı görüş belirttiler.
Şeriat hukukunun nasıl bir şey olacağını anımsatmaya gerek var mı? Dört eşli evlilik, kadına erkeğin yarısı kadar miras hakkı.. liste uzar gider. Bu listeyi daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getiren şey, fetvalar olmuştur.
İsterseniz, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Şeyhülislamlık yapmış olan Ebussuud Efendi'nin fetvalarından bazılarına şöyle bir göz atabiliriz.
Çalışma gücünü artırmak veya hazmı kolaylaştırmak için kahve içmek helal değil, mekruhtur.
Devlet büyüklerinin saf ipek elbise giymeleri helal değildir. Ergenlik çağına gelmemiş erkek çocuklara saf ipek elbise giydiren ana-babalar günah işlemiş olurlar.
Evine veya sılaya gitmek için yabancı bir ülkenin topraklarından geçerken gayrimüslümlerin giydiği kefere giysilerden giyen erkekler, eşinden boşanmış sayılır, nikâhını yenilemesi gerekir.
Istakoz, kerevit, midye ve istiridye yemek, haramı andırır derecede mekruhtur.
Geceleyin bir toplantıda hayal-ı zıl (gölge oyunu-Karagöz) izlemek bir hatibin (hutbe okuyan din adamı) görevden alınmasını gerektirir.
Cihat için de olsa davul, tabl ve nakkareyi makamla çalmak caiz değildir. Bir Müslümanın kefereye kopuz çalması, hapisle cezalandırılmasını gerektiren bir suçtur.
Saz çalan bir kadın, kendi evinde cariyesine saz dersi verecek olursa, mahalle halkı onu mahalleden çıkarabilir. (Mahalle baskısı!)
Bölgesinde bir canbazın oynamasını yasaklamayan bir yönetici çok büyük günah işlemiş sayılır.
Bir imam, çarşıda yemek yemeyi alışkanlık haline getirmişse, azli gerekir.
İbadet olarak yapılıyorsa, raks edenler dinden çıkmış sayılır. Müslüman bir kadınla evlenemezler, kestikleri et yenmez. İbadet diye raks etmiyor olsalar bile günah işlemiş sayılırlar.
Zorunlu olmadığı halde kâfir dilinde konuşan bir Müslüman küfür işlemiş olur, şiddetle cezalandırılmalıdır!
Bunlar, imparatorluğun en parlak döneminde, en üst makamda bulunan din ve hukuk bilgini olan kişinin yargılarıdır. Belki biraz da bu devletin neden göçüp gittiğinin ipuçlarını vermektedir, kim bilir.
Bereket bütün şeyhülislamlar bu kadar softa değildi. Aralarında, "Mescidde riya-pişeler etsin ko riyayı Meyhaneye gel kim ne riya var ne mürai" diyen Şeyhülislam Yahya gibileri de çıkmıştır. Üstelik devletin en netameli döneminde 20 yıl Şeyhülislamlık yaparak.