Oyunlar ve oyuncaklar

Benim çocukluğumda oyun sosyal bir etkinlikti. Bugün sanal ve asosyal bir duruma geldi.

Geçen gün öğrencilerle yaptığı sohbette Türkân Şoray, bir hasretini dile getirmiş: "Benim çocukken hiç oyuncağım olmadı" demiş. "Şimdi evde bebeklerim var. Kızım Yağmur'a çok güzel oyuncaklar aldım!"
Türkân Şoray kaç yaşında bilmiyorum, ama sanırım benden gençtir. En azından daha genç gösteriyor. Benim çocukluğumda da hazır oyuncaklar yoktu. En azından çocukluğumu geçirdiğim Mersin'de oyuncak satan dükkânlar yoktu.
Ama bu durum oyuncaksız kaldığımız anlamına gelmezdi. Çaputtan top, sopalardan kılıç, tahtalardan tabanca ve tüfek yapardık. Okumuz, yayımız, çelik çomağımız eksik olmazdı. Şimdi bakıyorum da çelik çomağın beyzbolu andıran bir yanı var gibi.
Kısacası, kendi oyuncağımızı kendimiz yapardık. Teneke, makara ve mumlardan bir film gösterme makinesi yapmak için çok çabaladığımı, fakat başaramadığımı anımsıyorum. Yaylaya çıktığım zaman da bitkileriyle, hayvanlarıyla, böcekleriyle, doğa en büyük ve renkli oyuncağımız olurdu.
Yapımı en belalı oyuncaklar tahterevalli (biz 'cıngırtlak' derdik) ve uçurtmaydı. Bizim cıngırtlak sadece olduğu yerde inip kalkmakla kalmaz, aynı zamanda tiz bir ses çıkararak kendi etrafında dönerdi.
Evet, benim de çarşıdan alınmış oyuncağım olmadı hiç. Ama hiç de oyuncaksız kalmadım. Hatta belki böylesi daha da iyiydi. Benim çağdaşım çocuklar kendi oyuncaklarını kendileri ürettiler. Belki de böylece yaratıcı yanlarını geliştirdiler!
Şimdi işler çok farklı. Oyuncakçı mağazalarından geçilmiyor. Çinli çocukların ürettiği oyuncakları kapış kapış alıyoruz. Bir tür oyuncak moda oluyor. Birkaç yıl sonra onun modası geçiyor bir başkası pazarlanmaya başlıyor. Çocuklarımızın odası oyuncak mezarlığına dönüyor. Elektronik oyuncaklar yepyeni bir alan açtı. Ve oyuncakların yeni bir işlevi daha var: Çocukların birbirini kıskandırmalarına yarıyor. "Benim laptop bilgisayarım var, simcity oyun programım var. I-pod'um, CD çalarım var... Senin var mı?"
Çoğunun adını bile bilmediğim oyuncaklar bunlar.
İşin komik yanı, bu yeni oyuncaklar yetişkinleri de esir alıyor. Benim çocukluğumda çocukların oyununu çocuklar oynardı. Çelik çomak oynayan bir yetişkin pek az görülürdü. Oysa şimdi bilgisayar oyunları yaş sınırı tanımıyor. İnternet kafeler oyun oynayan yetişkinlerle dolu. Evde kim bilgisayarın başına oturursa oyuna başlıyor, diğerleri sırasını bekliyor.
Benim çocukluğumda oyun 'sosyal' bir etkinlikti. Çocuklar, diğer çocuklarla oynardı. Şimdi bilgisayar ve internet sayesinde oyunlar 'sanal' ve 'asosyal' bir nitelik kazandı. İnsanlar makineye karşı veya yüzünü görmedikleri kişilere karşı oynuyorlar. Oyunlar artık çocukları sosyalleştirmekten çok yabancılaştırmaya hizmet ediyor olabilir.
Oyun, elbette kişiliğin gelişmesinde ve oluşmasında son derece önemli bir rol oynar. 50 yıl öncesinin 'oyun sosyolojisiyle' şimdikini aynı kefeye koymak mümkün değil. Değişen ortamlar, kaçınılmaz olarak değişen oyun türleri yaratıyor.
Demem o ki, Türkân hanımın yerinde olsam o kadar da hayıflanmazdım!