Özgürlük bireyseldir

Şeriatçılık yaptığı için YÖK tarafından üniversiteden uzaklaştırılan bir profesörü Milli Eğitim Bakanı yapmak istediler, olmadı, Sn. Sezer'den döndü.

Şeriatçılık yaptığı için YÖK tarafından üniversiteden uzaklaştırılan bir profesörü Milli Eğitim Bakanı yapmak istediler, olmadı, Sn. Sezer'den döndü. Sn. Başbakan Gül: "Allah Allah, şeriatçılık nedeniyle uzaklaştırıldığını bilmiyordum."
Şeriatçılık yaptığı için ordudan atılan bir eski subayı Savunma Komisyonu Başkanı yaptılar. Tepkiler gelmeye başlayınca Başbakan Gül: "Allah Allah, şeriatçılık nedeniyle uzaklaştırıldığını bilmiyordum!"
Öte yandan başörtüsü işi pek de ince olmayan yaklaşımlarla kaşınıp duruyor. (Bu konuda AKP'lilerin haklı oldukları yönler var bence. Ama politikada haklı olmak yetmiyor. Ortalığı kırıp dökmeden sonuç almak lazım.)
AB'den tarih için gelen sinyallerin pek zayıf ve uzun vadeli oluşumun bir nedeni de budur: İpler öylesine yersiz ve gereksiz biçimde geriliyor ki, 'Bekleyip görelim bakalım, Türkiye'de neler olur' yaklaşımı öne çıkıyor.
AKP gerçekten AB'ye girmek istiyorsa neden bunları yapıyor, anlamak zor.
* * *
Laiklik (sekülerizm) salt bir anayasal ve kurumsal düzenleme işi değil. Aynı zamanda bir zihniyet işi.
Her ramazanda büyüklerimizin verdiği iftar yemekleri nedir? Yanılmıyorsam bu alışkanlığı Sn. Süleyman Demirel başlattı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan olarak yüzlerce kişiye iftar yemeği vermeye başladı. Onu, alt kademede olan bakanlar, genel müdürler, müdürler, daire başkanları izledi.
Devlet oruç tutar mı ki iftar yemeği versin, anlamak zor.
Eskiler, 'İbadet de, kabahat de gizlidir derlerdi. Şimdi her ikisi de meydanlara döküldü.
Soru: Kamu yöneticilerinin devlet kesesinden iftar yemeği vermesi dinen ve ahlaken ne kadar doğrudur? (Kamu parasıyla hacca gitmek de sorgulanmalı.)
Bir yöneticinin emrinde çalışan herkesi iftara davet etmesi, 'Benimle çalışan herkes oruç tutmalıdır' varsayımını da birlikte getirmez mi? İşin laiklik kısmını bir yana bırakın, böyle bir iftar yemeğine istemeden katılıp ikiyüzlü durumuna düşmek veya katılmayıp, işinizi tehlikeye atmak seçenekleri arasında tercihe zorlanmak ahlaki açıdan doğru mudur?
'Askeri yönetim istemeyiz, biz demokratız' diye başa gelenlere sormak gerekmez mi: Bakanlıklarda toplu iftar ve toplu namaz uygulamalarıyla insanları tek tip davranışa zorlamanın, öz olarak, askeri yönetim biçimlerinden bir farkı var mıdır?
Şu anda izlediğimiz bu olaylarda özgürlük ve özgüllük bulunduğundan söz etmek çok zor. Tam tersine tek tipleştirme eğilimi egemen. Başörtüsü konusunda beni endişelendiren de budur: Tamam, üniversite öğrencisi kızlar başörtüsü taksın diyelim. (Devlet memuru olmayan erişkin kişiler istediği gibi giyinebilmelidir.) Ama durumu lehlerine çevirir çevirmez, 'Bundan böyle bütün kızlar başörtüsü takmak zorundadır, takmayanlar kafirdir' demeye getirirlerse (bakanlıklardaki toplu iftar ve namaz olayları aynı şeyi söylemenin bir yolu olmuyor mu?) ne olacak? 'Ders saatlerini namaz saatlerine göre ayarlayalım, kızlar erkeklerle aynı mekânda olmasın, erkek doktorlar kadınları muayene etmesin...' Zihniyet totaliterse, bütün bu talepler gelecektir.
AKP'nin gerçekten demokratik ve özgürlükçü bir hareket olduğuna inanmak istiyorum. Ama bunun için bireysel farklılıklara ve tercihlere saygılı olduklarını görmemiz gerekiyor.