Romantik çeteciliğin sonu mu?

Askeri açıdan da önemlisi, son harekâtın yaratacağı beklentiler ve psikolojik etkilerdir.

'Harekâtı canlı izledik" diyor Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, heyecanla. "Canlı olarak, çıplak gözle!" "Amerika istihbarat verdi" diyor. "Asıl önemlisi, Kuzey Irak hava sahasını bize açmasıydı!"
Burada iki önemli husus var. Birincisi, savaş teknolojisinde ulaşılan noktadır. Büyükanıt, uçaklarımızın bombaladığı hedeflerin, 'Biri Bizi Gözetliyor' dizilerindeki kadar rahat izlenebildiğini söylüyor. Savaşı nerdeyse video oyunu gibi algılatacak bir gözlem!
Orwell'in '1985' adlı romanında da 'Abi sizi gözetliyor!' denmez mi?
Tabii bu cihazların hemen hepsinin ABD tasarımı ve üretimi olduğunu unutmamakta yarar var. Elektronik iletişim teknolojileri savaşlara
yepyeni boyutlar katıyor.
İnsanlar ve küçücük cisimler uydulardan izlenebiliyor ve bu
bilgiler anında yerdeki merkezlere iletilebiliyorsa, lazerler ve bilgisayarlar sayesinde uçaklar hedeflerini şaşırmadan vurabiliyorsa, helikopterler en sarp tepelere bir anda çıkabiliyorsa, dağlara çıkmanın, çetecilik yapmanın pek bir anlamlı kalmıyor demektir. Düzenli orduların korkulu rüyası olan çete savaşı, düşük yoğunlukta savaş veya gayrinizami savaşın bundan sonra belki de tarihe karışmasına tanık olabiliriz.
En azından kırsal alanlarda! Ama kentlerde ne olacağını Tanrı bilir!
Bilebildiğim kadarıyla böyle bir askeri müdahale ilk kez yaşanıyor:
ABD, hedefleri gündüz gece demeden saptıyor, Türk yetkililere ulaştırıyor, bizimkiler de vuruyor!
Bu duruma bakarak, askerlik tarihinde yeni bir sayfanın açıldığı söylenebileceği gibi, Che Guevara, Mao, Aydınlık Yol gibi geçen yüzyılın romantik çetecilerinin ve çetelerinin de artık tarihe karıştığı ileri sürülebilecektir. Talabani geçenlerde "Dağa çıkmanın vakti geçti" derken bunları düşünerek öyle konuşmuştu belki de, kim bilir?
Tabii bu işten Amerika da kârlı çıkıyor. Irak savaşında yitirdiği güçlü, saygın, ne yaptığını bilen devlet imajını yeniden kazanmaya başlıyor. Çocuk oyuncağı değil bu: Türkiye gibi büyük ve güçlü bir ülkenin önemli bir dertten kurtulmasına etkin bir biçimde katkıda bulunmaktadır!
Bu tabloda ortaya çıkan ikinci önemli husus, ABD'nin Türkiye'nin mi, PKK'nın mı yanında olduğu tartışmasının kesin bir sonuca bağlanmış olmasıdır. Ben şahsen ABD'nin kesin ve nihai bir çözüm yapma noktasına gelindiğinde Türkiye'nin yanını tutacağından hiç kuşku duymadım. Müttefiki olan, son derece stratejik bir konumda bulunan, Ortadoğu'nun en gelişmiş ve istikrarlı ülkesi Türkiye'yi PKK maceracılarına feda etmek için aklını peynir ekmekle yemiş olması gerekirdi. Ha, bu arada elbette PKK'yı bir pazarlık unsuru yapmış olabilirler, PKK'lıların sırtını sıvazlamış da olabilirler, ama bunlar diplomasinin cilveleridir, şu anda PKK liderlerinin de anlamış olabilecekleri gibi!
Kuzey Irak'taki kampların etkin bir biçimde bombalanması elbette askeri açıdan önemlidir. Fakat, askeri açıdan da önemlisi, yaratacağı beklentiler
ve psikolojik etkilerdir. Amerika ile işbirliği yapan bir Türkiye karşısında, PKK'nın fazla şansının olmadığını anlaması uzun sürmeyecektir.
Umudun olmadığı bir yerde, kışın soğuğunda, karlar arasında çetecileri
ne kadar tutabilirsiniz ki?