Sakın görünüşe kanmayın

Nasıl üzüldüm bilemezsiniz. Genç ve güzel bir kız. Yakışıklı, temiz yüzlü, mazbut görünüşlü bir delikanlıyla evlenmiş. Adam polis üstelik, yani hırsızları yakalayacak, saldırganlara engel olacak ve biz ona güveneceğiz.

Nasıl üzüldüm bilemezsiniz. Genç ve güzel bir kız. Yakışıklı, temiz yüzlü, mazbut görünüşlü bir delikanlıyla evlenmiş. Adam polis üstelik, yani hırsızları yakalayacak, saldırganlara engel olacak ve biz ona güveneceğiz. Ama gelin görün ki evlenir evlenmez karısını copla dövmeye başlamış.
Neden 'cop'? Meslek alışkanlığı olmalı. Son olarak da kadıncağızın yüzüne kezzap atmış. Gül gibi güzellik soluvermiş. Nice umutlarla başlanan
bir evlilik birden kâbusa dönüşmüş.
Neden? Kız, adamın terbiyeli, yakışıklı, gösterişli haline kanmış olmalı. Yani görünüşe bakarak karar vermemek gerekiyor.
Örneğin şu iki damat adayından hangisine kızınızı verirdiniz? Birinci adayın içkisi, sigarası yoktur, vejetaryendir, resim yaparak hayatını kazanmaktadır, çok şık giyimlidir, çocukları ve köpekleri sever, tutumludur, disiplinli ve çalışkandır. İkinci aday fosur fosur sigara içer, gece gündüz sarhoştur, gece sabaha kadar orada burada dolaşır, öğlene kadar horul horul uyur, küfürbazdır, savurgandır, giysileri bir türlü üzerine oturmaz. Ana babaların büyük kısmı birinci adayı tercih edip, 'Kızımızı bu adam mutlu eder,' diye düşünecek ve Hitler'e kızlarını vermiş olacaklardır. İkinci aday mı? O Churchill'di tabii.
Doğrusu benim de başıma geldi. İlk tanışmamızda müstakbel kayınvalidemin gözü beni hiç tutmamıştı. 'Kızım,' demişti eşime, 'bu adamla evlenirsen çocuklarınız maymuna benzer!'
Her neyse, benim asıl konuşmak istediğim konu, Hitler'in sekreteri.
Bu kadın, Hitler'in son birkaç yılında sekreterliğini yapmış. Şimdi bir kitap yazmış, kitabın bir de filmi çekilmiş. Sekreterliğe başladığı yıllarda gencecik bir kızcağız. Hitler'in nasıl bir cani olduğunun farkında değil. Hatta belki de Hitler'in gücü ve ihtişamı karşısında gözleri kamaşmıştır. Şimdi anılarını yazarken belli ki vicdan azabı içinde. "Nasıl oldu da fark edemedim onun cani ruhunu," diyor.
Oysa bakmasını bilse pek kolay fark edebilirdi. Örneğin Hitler şu sözleri söylediğinde henüz 1925 yılıydı: "Maddi kuvvetle bir fiili yok etmek, ancak bu fikrin son taraftarlarını da hiç acımadan yok etmekle ve son gelenekleri tamamen yıkmakla mümkündür." Niyetini gizlediği söylenebilir mi?
Aynı şekilde, Mussolini'nin oğlu da 'Babam Il Duce,' adlı kitabında diktatör babasının ne kadar tonton bir kişi olduğunu, çocuklarını çok sevdiğini, film izleyip müzik dinediğini, ailesiyle ilgilendiğini, kızının düğününde hüngür hüngür ağlayacak kadar yufka yürekli biri olduğunu, kırlara gidip piknik yapmaya bayıldığını, boş zamanlarında da diktatörlük yaptığını yazmış!
Oysa o Mussolini değil miydi halkı sığır sürüsüne, faşist militanları da bu sürüyü yönlendiren kaplanlara benzeten?
Bakmasını bilirsek elbette görürüz. Yalnız duygularımızın esiri olmadan bakmasını bilmek lazım. Özellikle güçlü insanları değerlendirirken bir perpektif yanılgısına düşmek her zaman mümkün: Sanki güçlü olan aynı zamanda iyi ve haklıymış gibi geliyor insanlara. Oysa hiç de öyle değil. Tam tersine. Gücü elde etmek için öyle yollara başvurabiliyorlar ki, gücü her zaman kuşkuyla karşılamakta yarar var bence.