Savaşa çağrı mı?

MİT Müsteşarı Emre Taner'in açıklaması önemliydi. Ordu ve hükümet de aynı görüşü paylaşıyorsa, Türk dış siyasetinde bir dönüm noktasına geldik demektir.

MİT Müsteşarı Emre Taner'in açıklaması önemliydi. Ordu ve hükümet de aynı görüşü paylaşıyorsa, Türk dış siyasetinde bir dönüm noktasına geldik demektir.
Taner'in açıklamasında iki temel unsur vardı. Birincisi, artık ulus-devletlerin gerileme dönemine girilmiştir saptaması. İkincisi, bu sürecin ortaya çıkaracağı sarsıntılara dikkat etmemiz gerektiği ve bunun sonucunda daha sert bir politika izlemenin zorunlu olduğu önermesi.
Ulus-devletlerin eski egemenlik anlayışını bırakmak zorunda oldukları doğrudur. Girmek için can attığımız AB'ye üye olan devletler ulusal egemenliklerinden ödün vermiyor mu? AB üyesi olan ülkeler gümrük politikalarını, vergi politikalarını, para politikalarını.. bağımsızca saptayabiliyor mu? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, IMF'nin, Dünya Bankası'nın, Dünya Ticaret Örgütü'nün kol gezdiği dünyada eski ulusal egemenlik kavramının hiç değişmediğini savunmak mümkün müdür?
Değildir elbette. Günümüzde 'ulus-devlet' daha yumuşak ve esnek bir egemenlik kavramına dayanmaktadır. Bu değişikliğin de iki temel nedeni vardır. Birincisi, kısaca 'küreselleşme' dediğimiz olgudur. Sermayenin, üretimin, tüketimin ulusal sınırları aşması; iletişimin, ulaşımın, değer yargılarının küreselleşmesi; çevre sorunlarının ve çözümlerinin ulusal ölçeklere sığmaz olması...
Artık eski usul ulus-devlet anlayışının sınırlarına geldiğimiz bir dünyayı ortaya koyuyor.
Ulus-devlet gerilediği için küreselleşme ortaya çıkmıyor. Küreselleşme geliştiği için ulus-devlet geriliyor.
Ulus-devletin gerilemesine yol açan bir diğer etmen, 1950'lerden beri uluslararası arenada silah gücüyle, savaşla kalıcı başarı elde etmenin gittikçe zorlaşıyor olmasıdır. Amerika'nın Vietnam ve Irak maceraları, SSCB'nin Afganistan'da başına gelenler ortada. Avrupa ise, iki kanlı savaştan sonra AB ile huzura ve gönence kavuşabildi. Savaşla elde edebileceğinden çok daha fazlasını barışla elde etti.
Savaşlar artık demode olmaya başlıyor!
Savaşların artık galibi yok!
Böyle bir ortamda MİT Müsteşarı'nın şahin dış politika izlemekten söz etmesini anlamadım doğrusu. 'Yalnız savunmada kalamayız'
ne demek? Hani Cumhuriyet dönemi dış politikası 'Yurtta sulh, cihanda sulh' idi?
Bugüne kadar izlediğimiz barışçı politikanın ne zararını gördük?
Kime, ne için saldıracağız? Amerika'nın ve İngiltere'nin bile saplanıp kaldığı Ortadoğu bataklığında ne işimiz var?
Bize saldırı olursa, mutlaka bunun karşılığını vermeliyiz, kendimizi savunmalıyız. Kandil Dağı'nda üslenen teröristlere karşılık vermemiz de öz savunma olarak düşünülmelidir. Fakat, bunu aşan bir saldırı anlayışı başımıza büyük dertler açar.
'Bekle gör ve tutum al politikası gibi bir lüksümüz yok. Yalnız savunmada kalamayız. Elimizdeki tüm kartları kullanmalıyız.' Böyle diyordu MİT Müsteşarı.
Umarım bu sözler Türk dış politikasında köklü bir değişikliğin ilk sinyalleri değildir. Cumhuriyet öncesi dönemde maceracı politikalardan çok çektik. Onun için Cumhuriyet'i barışçı bir anlayış temeline oturttuk. Öyle de kalmalıdır.