Seç bir cumhurbaşkanı!

'Demokrasi kurumlar rejimidir' der dururuz. Ama kurumların var olması ve işlemesi için zamana gereksinme vardır.

'Demokrasi kurumlar rejimidir' der dururuz. Ama kurumların var olması ve işlemesi için zamana gereksinme vardır. Örgütler ve uygulamalar, ancak deneyim birikimiyle 'kurumlaşma' şansını yakalayabilirler. Onun için, çok sağlam nedenlere dayanmadıkça kurumları değiştirmemek gerekir.
'Cumhurbaşkanını halk seçsin' önermesine karşı oluş nedenlerimden birisi budur.
100 yıla yaklaşan demokrasi deneyimimizin önemli bir kurumu olan cumhurbaşkanının seçim biçimini değiştirmek için yeterli neden olmadığını düşünüyorum. 'Ama cumhurbaşkanı seçiminde sorunlar yaşanıyor.'
O zaman seçimi yapan Meclis'in toplantı yeter sayısını üçte bire indirirsiniz (şimdi önerildiği gibi), olur biter.
Cumhurbaşkanını halka seçtirmeye kalkışmak neden?
Üstelik 'Cumhurbaşkanının yetkileri çok fazla' diye yakınırken! 'Cumhurbaşkanını halka seçtirip, yetkilerini de kısacağız' diyenleri anlamak daha da zor. Tam tersinin olması gerekmez mi? Doğrudan halkın seçtiği bir cumhurbaşkanının yetkilerinin artırılması gerekmez mi?
Nasıl olup da halkın seçtiği bir cumhurbaşkanının yetkilerini kısacaklar, anlamak zor.
Yetkileri kısıtlansa bile, cumhurbaşkanı halktan aldığı güçle ayrı bir çekim merkezi oluşturacaktır. Bu da, parlamenter sistemin ruhuna aykırı düşer. Her sistemin bir iç mantığı vardır. Başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinde cumhurbaşkanını halk seçer, çünkü cumhurbaşkanının (veya başkanın) parlamentoyu dengeleyecek bir güç odağı olması planlanmıştır. Parlamenter sistemde ise, cumhurbaşkanı ile parlamentodaki çoğunluk aynı güç merkezi tarafından denetlenir.
Amerika'daki gibi bir başkanlık sistemi düşünülüyorsa, bu hepten olmayacak bir şeydir.
O sistemde başkanla parlamento arasında büyük bir kopukluk olduğu gibi, federe devletler, güçlü yerel yönetimler ve Yüksek Mahkeme'den oluşan dengeleme ve denetleme mekanizmaları da işlemektedir. Bizim koşullarımızla ve geleneklerimizle bağdaşmayacak bambaşka bir sistemdir başkanlık sistemi.
Hem başkanlık sisteminde, hem de yarı başkanlık sisteminde 'uzlaşma' kültürü önemli bir rol oynar. Başkan ve parlamentonun çoğunluğu ayrı partilerden, farklı siyasal çizgilerden gelmiş olabilirler. Bu durumda uzlaşmayı bilmeleri, uzlaşmayı bir ihanet ve teslimiyet olarak görmemeleri şarttır. Bizim siyasal kültürümüzde uzlaşma geleneğinin yeteri kadar gelişmemesi (son cumhurbaşkanlığı seçiminde örneğini gördüğümüz gibi) başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinde sık sık bunalımların çıkmasına neden olabilir.
Hem cumhurbaşkanını doğrudan halkın seçmesi her zaman 'daha demokratik' bir seçim yapıldığı anlamına da gelmez. Tarihte pek çok diktatör, halkoyuyla (plebisitle) seçilip iktidarı ele geçirmiştir. Çok uzağa gitmeye gerek yok, anımsarsanız Kenan Evren de halkoyuyla cumhurbaşkanı seçilmişti. Hem de ne oy! Halkın yüzde 92.5'inin desteğiyle.
AKP gibi yüzde 34'lük bir seçim zaferi değildi.
Ama gene de bu olay demokrasinin bir zaferi sayılmadı. Zira 'Anayasa'ya verilen oy, Evren Paşa'ya verilmiş' sayılacaktı ve Anayasa kabul edilmezse ordu yönetimi sivillere devretmeyecekti!
Şantaj mı? Belki. Ama her oylama demokrasi anlamı taşımıyor işte.