Sert denetimden yumuşak denetime

Dünkü yazımda ekonomik gelişmenin askeri müdahaleleri azalttığına değinmiştim. Hemen söylemek lazım ki sadece ekonomik gelişmenin kendisi değil, bu gelişmeyle birlikte ortaya çıkan uzmanlaşma ve...

Dünkü yazımda ekonomik gelişmenin askeri müdahaleleri azalttığına değinmiştim. Hemen söylemek lazım ki sadece ekonomik gelişmenin kendisi değil, bu gelişmeyle birlikte ortaya çıkan uzmanlaşma ve işbölümü de askeri müdahaleyi azaltıcı etki yapar. Gelişen teknoloji, askerliğin gittikçe uzmanlaşmasına ve profesyonelleşmesine neden olmaktadır.
Asker, siyasetle uğraşmanın mesleğini olumsuz etkileyeceğinden ve mesleki ahlaka aykırı olacağından korkmaya başlamaktadır.
Tabii bunlar sosyolojik genellemeler, ideal tiplemeler. Bu genellemelere uymayan örnekler her zaman görülebilir. (1958'de Fransa'nın Cezayir Ordusu'nun darbe yapmaya kalkışması, geçen yıl İspanya'da bir generalin hükümete muhtırayı anımsatan eleştiriler yöneltmesi gibi.)
Fakat gelişmiş ülkelerde de demokrasiyi tehdit edecek bir potansiyelin yeşermekte olduğunu görüyoruz: Devletin toplumu denetlemesine yarayacak teknolojiler hızla gelişiyor.
Amerika, elindeki teknoloji sayesinde dünyadaki bütün telefon konuşmalarını dinleyebiliyor. Bilgisayarlara yüklediği anahtar sözcüklerle bir kişinin yerini saptayabiliyor. Uydudan yapılan izlemelerle dünyanın herhangi bir noktası gözlem altına alınabiliyor. Bu yöntemler, tarihte hiçbir diktatörün sahip olmadığı derecede insanlar üzerinde bir denetim olanağı sağlıyor.
Köşe başlarına yerleştirilen kameralarla kentlerde sadece trafik akışı değil, insanlar da izleniyor. Bu alanda en çok izleme yapan ülke İngiltere. İngiltere'de izlenmeden bir yerden başka bir yere gitmek imkânsız gibi bir şey. 'Big brother is watching you!' Hem de hiç belli etmeden.
Türkiye'de de bu uygulama yaygınlaşmaya başladı. Sadece kuyumcu dükkânlarına konulan güvenlik kameralarıyla değil, polisin bir merkezden izlediği caddelerle de gündeme geldi.
Bu yeni denetlemenin başvurduğu yöntemlerden birisi, ülke nüfusunun hepsine birer numara vererek bilgileri merkezi bir bilgisayarda toplamaktır. Kuşkusuz ki bu uygulamada vatandaşa yardımcı olma isteği (bürokrasiyi azaltma gibi) var. Fakat daha derinde yatan bir amaç devletin bireyler üzerinde denetim kurmasıdır.
Yakında parmak izleri de merkezi bilgisayarlarda toplanarak devletin hizmetine sunulacaktır. İngiltere bu alanda da başı çekiyor. 4.9 milyon öğrencinin parmak izlerini almak üzere harekete geçtiler. 17 bin okul uygulamaya başlayacak, 3 bin 500 okul uygulamaya başladı bile!
Devlet denetimini artıran bu gelişmelerin paradoksal yanı şudur: Cep telefonları, internet uygulamaları, hızlı ulaşım olanakları bireylere aldatıcı bir özgürlük duygusu veriyor. 'Hah,' diyor insanlar, 'kimsenin müdahale edemeyeceği bir iletişim ve ulaşım özgürlüm var!' Bu arada devlet kıs kıs gülüyor: 'Sen öyle san bakalım!'
Benim bildiğim şudur ki, tarihte keşfedilip de kullanılmayan hiçbir denetim aracı ve silah yoktur. Ve denetlenmeyen her güç de diktatörlüğe yönelmiştir! Günümüz devleti de eline geçen bu denetim araçlarını tepe tepe kullanıyor ve kullanmaya da devam edecektir. Bu, silahtan ve kaba kuvvetten kaynaklanan 'sert' denetimden çok, 'bilgiye' dayanan 'yumuşak' bir denetim olacağı için insanlar fazla tepki göstermeyebilecektir. Fakat, böyle de olsa, demokrasinin ruhu zedelenmiş olacaktır!
Demem o ki, geleceğin toplumsal düzeninde demokrasiye gelecek tehlikelerin kaynağı ordu değil, teknoloji silahıyla donatılmış devlet aygıtı olursa hiç şaşmayın. Sivil giysili diktatörlerden korkun!