Şiddetin kökeni

Dünkü yazımda şu önermelerde bulunmuştum: Türk ırkı diye bir ırk yoktur. </br>Ama Türk dilinin ve kültürünün oluşturduğu bir Türk milleti vardır.

Dünkü yazımda şu önermelerde bulunmuştum: Türk ırkı diye bir ırk yoktur.
Ama Türk dilinin ve kültürünün oluşturduğu bir Türk milleti vardır. Ve milliyetçiler ırkçı bir tutum içine girerlerse, kendilerine 'ırkçı' demekten başka çare kalmaz.
İyi de bu konuyu neden tartışıyoruz? Irkçılığın insanları şiddete ve saldırganlığa yönlendirdiğini düşündüğümüz için. O zaman şu soruyu sormak gerekmez mi: İnsanları şiddete ve saldırganlığa yönlendiren tek siyasal tutum ırkçılık mıdır?
Değil elbette. Sivas'ta insan yakanlar, Çorum'da ve Maraş'ta insan kesenler, evlerini mezarlığa çevirenler ırkçı mıydı? Değildi kuşkusuz, bu saldırganlar dinciydi.
Ya 12 Eylül öncesi çatışmalarda yer alan solculara ne demeli? Türkiye dışında yaşanan olayları anımsayalım: Kamboçya'da insan kellesinden tepeler yapan Kızıl Khmerler sol adına cinayet işlemedi mi? Stalin ve Mao hangi görüş için milyonlarca insanı yok etti? Sukarno hangi amaç
için 1 milyon insanı kıtır kıtır kesti?
Eğer şiddete ve saldırganlığa karşı çıkacaksak sadece ırkçılığı kınamak ve teşhir etmek yeterli değil, ırkçılığın dışında şiddete neden olan pek çok siyasal eğilim aynı sonucu verebilmektedir.
Bunun üzerinde durmak lazım.
Saldırgan ve otoriter davranışların gerisinde yatan ve bu çok farklı siyasal eğilimleri birleştiren şey, fanatizmdir! Şiddet şiddettir. İster sağdan gelsin, ister soldan. İster dinci kökenli olsun, ister laik!
İster futbol maçında ortaya çıksın, ister düğün magandalarında. İster polisin işkencesinde görülsün, ister töre cinayetlerinde!
Saldırılara, savaşlara, şiddete son vermek istiyorsak, fanatizmin doğasını anlamak zorundayız.
Yöntem olarak şiddete baş vuran veya baş vurulmasını savunan görüşler ilk bakışta ideolojik söylemleri bakımından çok farklı, hatta zıt gibi gözükseler de, uygulamada izledikleri yol ve neden oldukları sonuçlar bakımından birbirlerine çok benzerler.
Şiddetlerin kaynağında fanatizm (bağnazlık) yatar. Bu bağnazlıkların kendisini siyasal şiddet biçiminde göstermesi de şart değildir. Sporda, sanatta, aile yaşamında da aynı fanatizmin farklı görünümleriyle karşılaşabiliriz. Soru sormaktan korkan, yeni görüşlerden çekinen, dünyayı siyah ve beyaz ikilemi içinde gören fanatik için şiddet normal ve sıradan bir yöntemdir. İdeolojisi o kadar da önemi değildir. 'Neye' inandığı değil, 'nasıl' inandığı önem kazanır.
Olaya böyle bakacak olursak, 'Irkçı mıyız, değil miyiz' tartışmasının ilk bakışta gözüktüğü kadar da önemli olmadığını görürüz. Asıl önemli olan 'Bağnaz mıyız, ne kadar bağnazız, bağnazlığı oluşturan ve geliştiren mekanizmalar nelerdir, bağnazlıkla nasıl mücadele edebiliriz' sorularını tartışmaktır.
Bağnaz zihin yapısına sahip bir insan elbette kendi meşrebine uygun bir siyasal meslek bulacaktır. Biri olmazsa öbürü olur. Ortaya çıkan sonuçlar pek farklı olmayabilir.
Belki de asıl ayrım noktası, asıl zıtlık, 'bağnazlıkla sorgulayıcı düşünce arasındadır.' Ve ideolojiler bu temel ayrıma kılıf oluşturmaktadır.