Şöhret üretim merkezleri

Hrant Dink cinayetini düzenleyen Yasin Hayal, "Bu cinayet bana 500 YTL'ye mal oldu" diyor, kelepir mal kapatmış bir tüccar gibi. Ogün Samast'ı cinayete özendirmek için 'vatan, millet' edebiyatı yapmış, "Vatan batıyor, ancak sen kurtarabilirsin" demiş. Bu iyi bir giriş de olsa yeterli olmamış.

Hrant Dink cinayetini düzenleyen Yasin Hayal, "Bu cinayet bana 500 YTL'ye mal oldu" diyor, kelepir mal kapatmış bir tüccar gibi. Ogün Samast'ı cinayete özendirmek için 'vatan, millet' edebiyatı yapmış, "Vatan batıyor, ancak sen kurtarabilirsin" demiş. Bu iyi bir giriş de olsa yeterli olmamış. Daha kişiye özel özendiriciler gerekiyor belli ki. Hayal onu da bulmuş: "Kahraman olacaksın, ünlü olacaksın, adını bütün dünya duyacak!"
İnsanların omzunda oturan melekler olduğu söylenir. "Sakın ha onu çalma, yalan söyleme, günahtır, ayıptır" diye söylenip duran melekler. Cinayeti işleyen Ogün'ün omuzlarında böyle melekler var mıydı, bilemem. Ama böyle melekler olsa ve Ogün Samast'ı "Aman ha, sakın cinayet işleme, kahraman değil, katil olursun" diye uyarsa bile Ogün kimi dinlerdi dersiniz? Yasin Hayal'i mi, melekleri mi?
Hayal'i dinleme ihtimali hiç de az değildi sanırım. Hayatta hiçbir varlık gösterememiş, kitle içinde eriyip gitmiş, geleceği için hiçbir umut ışığı olmayan birine kahramanlık öneriliyor, 'Vatanı kurtarma şansı' sunuluyor, 'Dünya çapında şöhret olacaksın' deniyor...
Bir melek bile şöhretin cazibesiyle baş edemeyebilir.
Son yıllarda televizyonlar bir çeşit 'şöhret üretim merkezi' gibi çalışmaya başladı. Göbek at şöhret ol, türkü söyle şöhret ol, buzda kay şöhret ol, komiklik yap şöhret ol...
Bu yarışma programlarının ön elemelerine katılanların oluşturduğu kuyruklarda binlerce kişi sabahın köründe toplanıyor, soğuğa,
kara, kışa aldırmadan bütün gün titreşerek bekliyorlar. Pek çoğu elemeleri geçemeyeceğini, geçse bile ilk turlarda eleneceğini biliyor. Ama umut dünyası... Şans eseri televizyonda bir an görünebilmek...
Önemli olmak...
Anlatacak bir öyküsünün olması...
Çağdaş toplumun hastalıklarından birisidir şöhret olma tutkusu. Geleneksel toplumlarda pek görülmeyen bir hastalıktır. Bir köyün veya kasabanın sınırları içinde yerleşmiş olan geleneksel toplumda insanların toplumsal rolleri doğumla birlikte belirlenmiştir. Şöhret olmak için ne bir özendirici vardır, ne gereksinme vardır ne de şöhreti sağlayacak basın ve televizyon türü araç ve gereçler bulunur. İnsanlar birbirini bütün özellikleriyle tanır ve yüz yüze ilişki kurarlar.
Bütün bunlara karşın ara sıra şöhreti köy sınırlarını aşan insanlar elbette çıkar. Fakat bunlara öykünülecek bir model olarak değil, bir tür sıra dışı olaylar olarak bakılır.
Şöhret, çağımızın bir tutkusu ve hastalığıdır. Çağdaş yaşamda kendisini yalnız hisseden insanın içindeki boşluğu giderecek bir ilaçtır belki de. Ama etkisi sürekli olmayan, tedavide her zaman iyi sonuç vermeyen bir ilaç.
Şöhretin sağladığı şaşaaya rağmen intihar edenler, mutsuz olanlar az mıdır?
En kötüsü de günümüz şöhret yaratma makinelerinin çok hızlı çalışması ve
şöhretleri yarattığı hızda eskitmesidir.
Bir düşünün son birkaç yılda kaç televizyon yarışmasında kaç kişi şöhreti yakaladı? Adlarını sayabilir misiniz?
O eski yıldızları kırpıp kırpıp ne yapıyorlar dersiniz?