Sorulmayan sorular

Salon hınca hınç dolu. Herkes ayağa kalkıyor, alkışlar. Gelen kişi dokuzuncu Cumhurbaşkanı Demirel. Alkışlarla kürsüye çıkıyor. Kimse 80 yaşında diyemez.

Salon hınca hınç dolu. Herkes ayağa kalkıyor, alkışlar. Gelen kişi dokuzuncu Cumhurbaşkanı Demirel. Alkışlarla kürsüye çıkıyor. Kimse 80 yaşında diyemez. Dinç, natıkası yerinde, nüktelerle dolu bir konuşma yapıyor.
Çankaya Üniversitesi'nin 'Türkiye'de Demokrasi Söyleşileri'nin ilk konuşmacısı Demirel. İzlenmeye değer bir konuşma. Bir akademisyen gibi kavramları irdeliyor, bir tarihçi gibi geçmişi tartışıyor, bir siyasetçi olarak çözümlemeler yapıyor.
Sık sık Atatürk'ü, İnönü'yü saygıyla anıyor. Her zamanki gibi rakamlara, isimlere, olaylara hâkim, şaşırmıyor, hafızası kendisini yanıltmıyor. Bıraksanız siyasete yeniden, sıfırdan başlayacakmış gibi bir hali var.
Sık sık aydınların siyasetteki yerine değiniyor. Belli ki bu konuyu çok düşünmüş. Geleceğe umutla bakıyor. "Her şeye rağmen başımızı suyun üzerinde tuttuk," diyor, "sıkıntılar oldu, fakat hepsini atlattık, sonuçta demokrasi galip geldi. Önemli olan da budur."
Salonda çıt yok. Herkes saygıyla dinliyor.
Sıra sorulara geliyor. Canalıcı sorulardan birisi beklenebileceği gibi, 12 Eylül'le ilgili:
"12 Eylül önlenemez miydi?
Siz bu konuda ne yaptınız?"
Demirel, "Ben elimden geleni yaptım, fakat o günün şartlarında engel olunamadı. Devlet, sıkıyönetime rağmen sokağa hâkim olamıyordu," diyerek karşı karşıya bulunduğu sorunun boyutlarını anlatmaya çalışıyor.
Kimse kalkıp, "Milliyetçi Cephe'yi neden kurdunuz, 1975'te Ecevit'in önerdiği seçime evet deseydiniz işler bambaşka bir mecrada gitmez miydi, olayların çığrından çıkmasında MC hükümet tarzının etkisi olmadı mı, özellikle MHP'ye güvenlik sorunlarını emanet etmeniz ne kadar yerindeydi," demiyor. "Bizim çocuklar Kırıkkale yapısı silah kullanırlar," diyen bir politikacıyı güvenlikten sorumlu bakan yapmanız ne kadar doğruydu, diye sorgulamıyor.
Kimse kalkıp, "Neden dini sömürdünüz, en çok imam-hatip okulu açmakla övünen siz değil miydiniz, seçim meydanlarında bir elinizde Kuran'la nutuk atmanız ne kadar doğruydu," diye sormuyor.
Sormuyor. Öte yandan, Demirel de eski Demirel değil. Laikliğin temel bir ilke olduğundan, Atatürk devrimlerinin öneminden söz ediyor.
Belli ki kimse 12 Eylül öncesi o karanlık günleri anımsamak ve tartışmak istemiyor. O dönemde sorumluluk makamında bulunan Demirel gibi politikacılar da, Demirel'in konuşmasını dinleyen (belki pek çoğu 12 Eylül'de hırpalanmış olan) kişiler de, o defteri kapatmak, gündem dışına itmek istiyor.
Demirel'e bu tür rahatsız edici sorular yöneltilmemesinin bir nedeni de, sanırım yaşı 80'i bulmuş, bütün ömrü mücadeleler içinde geçmiş, bu ülkeye pek çok olumlu katkıları olmuş bir büyüğe duyulan saygıydı. Yoksa eminim ki bu rahatsız edici sorular, salonu dolduran yüzlerce kişinin aklına gelmiştir.
Bir de, günümüzdeki Demirel, Cumhurbaşkanlığı döneminde iyice pişmiş, sorunları evrensel boyutlarda düşünmeye ve çözümlemeye başlamış, siyasetçiliğinin yanı sıra devlet adamlığı niteliğini de geliştirmiş olan farklı bir kimlikle ortaya çıkıyor. Şu andaki Demirel'in daha geniş kitlelere seslendiğini söyleyebiliriz sanıyorum.
Konuşmasını bitirdi, herkes ayağa kalktı, alkışlarla ve sevgiyle uğurlandı. O artık devlet büyüklerimiz arasında tarihteki yerini almıştır. Hatalarıyla, sevaplarıyla.