Sorunları çözmeye kalkışmanın zararı

Hükümet bir taraftan AB'ye katılma işinde sebat ediyor veya eder gibi görünüyor. Durup dururken bir '301' engeli çıktı. AB'deki Türk kökenli politikacılar bile

Hükümet bir taraftan AB'ye katılma işinde sebat ediyor veya eder gibi görünüyor. Durup dururken bir '301' engeli çıktı. AB'deki Türk kökenli politikacılar bile, "Olmaz kardeşim" dedi, "bu madde ortada dururken sizi AB'ye almazlar!"
'Aman efendim, benzer maddeler Avrupa ülkelerinde de var' savunmasının pek iler tutar yanı yok. Önemli olan şey, benzer hukuk hükümlerinin başka ülkelerde de olup olmaması değil, nasıl uygulandığıdır. Hangi Avrupa ülkesinin bizdeki kadar yazarı-çizeri bu madde yüzünden mahkeme kapılarında sürünüyor? Belli ki bizim savcılarımız, yargıçlarımız bu maddeyi çok sert uygulama eğiliminde. O zaman yapılacak şey, bu maddeyi kaldırmasak bile bize uygun hale getirmek olmalıdır.
Bu da hükümetin ve Meclis'in görevidir.
(Bu arada küçük bir not: 301 benzeri maddelerin demokratik ülkelerde yaygın olarak bulunup bulunmadığını da henüz anlayabilmiş değilim. Bazıları kendinden emin bir tavırla, 'Ooo her ülkede var' diyor. Bazıları da aynı güvenle, 'Yok efendim, kesinlikle yok' diyor. Benim gibi sıradan vatandaşlar da bu işe şaşırıp kalıyor! Ülkemizde bol miktarda bulunan hukuk fakültelerinin ve ceza hukukçularının neden hiç sesinin çıkmadığını da anlamış değilim. Kendilerini hangi güne saklıyorlar ki?)
Başbakan'ın tavrı ilginçti: "Sivil toplum örgütlerinin önerilerini bekliyoruz" dedi. Her zaman horlanan, küçümsenen ve dışlanan sivil toplum örgütleri neden birdenbire gözde kuruluşlar oldu? Belli ki hükümet 301'i değiştirerek aşırı milliyetçileri kızdırmaktan korkuyor. Topu taca, sorumluluğu da sivil toplum kuruluşlarına atarak rahatlamak istiyor. Seçim yılının cilveleri!
Sivil toplum kuruluşları gittikçe artan bir önem kazanmaya başladı. Hemen her alanda yaygınlaşıyorlar. Kimsesiz çocuklara bakan, töre kurbanı kadınlara koruma sunan, sokak hayvanlarına sahip çıkan, fakir öğrencilere burs veren, lösemili çocuklara yardım eden... Hemen her alanda derneklerin, vakıfların adı duyulur oldu.
Geçen gün de Radikal 'Toplum Gönüllüleri Vakfı'nı tanıtan bir haber yaptı. Bu vakıf, Bangladeş'teki denemeleri örnek almış. Birkaç yüz YTL'lik girişimci kredileri vererek fakirlikle savaşmayı hedefliyor.
İnşallah başarılı olurlar!
Vakıfların ve derneklerin bu tür çabalarını gördükçe aklıma 1980 öncesi sol söylem geliyor. Solcuların pek çoğu, bu tür girişimleri yersiz ve gereksiz bulurdu. "Önemli olan sistemdir. Kapitalist düzen sürdükçe bu tür bireysel girişimlerin hiçbir yararı olmaz!" derler ve daha da ileri giderek, "Hatta bu tür girişimler zararlıdır" diye eklerlerdi. "Bu yüzden insanlar kapitalizm içinde de sorunların çözülebileceğini düşünmeye başlayacaktır, çelişkiler yumuşayacak, devrim gecikecektir. Tarihin çarkı gerçi sonunda devrimi getirecektir, ama çok gecikmeyle!"
Vakıflar, dernekler gibi sivil toplum kuruluşlarıyla sorunları çözmeye kalkanlar 'idareimaslahatçılar', hatta devrim karşıtları olarak damgalanırdı. 'Devrim olacak, bütün sorunlar çözülecek, şimdi bu palyatif önlemlerle vakit kaybetmeyelim' zihniyetinin gerisinde
bir hayli tembellik de vardı sanırım.
İnsanoğlu kuş misali. Nereden nereye gelmişiz!