'Şov biznes'

'Bir devleti yıkmak istiyorsanız önce dilinden başlayın' demişti Konfüçyüs.

'Bir devleti yıkmak istiyorsanız önce dilinden başlayın' demişti Konfüçyüs. 'Dil bozulunca iletişim de bozulur, halk birbirini anlamaz olur, yöneticilerle yönetilenler birbirinden kopar ve devlet yıkılır!'
Stalin'e göre de 'dil bir altyapı unsuru' idi.
Son yıllarda Türkçede izlediğimiz bozulmanın boyutları gerçekten korkulacak düzeyde. Bu işin içinde Türk devletini yıkmayı amaçlayan bir komplonun olduğunu sanmıyorum. Fakat Türçeyle birlikte siyasal-kültürel yapımızın da özelliğini ve ulusal karakterini yitirmeye başladığı söylenebilir.
Tabii ki bir imparatorluk dili olarak Osmanlıcanın da sorunları vardı. Doğan Hızlan, Hürriyet'teki köşesinde dün yeni bir Türkçe sözlüğün çıkışını duyuruyordu. Yaşar Çağbayır'ın hazırladığı 5 bin 744 sayfalık sözlükte 246 bin sözcük bulunuyormuş. Öğretmenlik yapan Çağbayır'ı 39 yıllık bir maceraya iten şey, bir gün bakanlıktan gelen bir yazı olmuş: "Ekteki belgenin mümzi ve temhir kılınarak iadesi..." Meğerse 'mümzi' imzalama, 'temhir' de mühürleme anlamına geliyormuş!
Eski dilden dili yananların Türkçeyi kurtarmak için sözlükler hazırlaması elbette güzel ve övülecek bir şey.
Ama yetmiyor. Dilimizi Arapça ve Farsçanın tecavüzünden kurtardık, bu kez de Amerikancanın emperyalist saldırısına uğradı. Hele de televizyonların, bilgisayarların, internetlerin küreselleşmiş ortamında elimiz kolumuz bağlı halde olup bitenleri izlemekten başka bir şey yapamıyoruz!
Gün geçmiyor ki dilimizin burcundan bir taş daha düşmesin, bir anlam daha biçim değiştirmesin. Birkaç gün oluyor, dinci ve muhafazakâr bir gazetede haber başlığında 'versus' sözcüğünün kullanıldığını gördüm. Dilimizde olmasa anlarım, ama 'karşı olmak' gibi sıradan bir sözcüğün neden Amerikancası kullanılmış anlayamadım doğrusu.
Son zamanlarda artık sık sık kullanılır olan yeniyetmelerimiz oldu: 'Proses' veya 'prosedür' diyoruz. 'Süreç' veya 'işlem' dense konuşanın sırları mı dökülürdü, bilmem. Hatta Osmanlıca 'muamele' veya 'muamelat' bile denebilirdi.
Yeni ithal ettiklerimizden bir örnek de 'relaks' sözcüğü. 'Gevşeme'ye hepimizin gereksinmesi var aslında. Ama Frenkçesini kullanmak neden? Genç bir doktora, 'Bana müsekkin verir misiniz?' dediğimde şaşkınlıkla suratıma baktığını anımsıyorum: "Müsekkin nedir?" dedi. "Trankilizan" dedim, "Haa" dedi, "o mu!"
Gene son günlerde gözüme çarpan bir gazete başlığı 'İnovatif!' Yani 'yenilikçi!'
Aslında hepsinin Türkçede karşılığı var, yoksa da bulunabilir. Sıkça duyduklarımız: 'Şov', 'şov biznıs', 'stendap', 'stendapçı'... Bu Amerikan keşfi gibi sunulan stendapçının bizim dilimizdeki karşılığının 'meddah' olması gerekmez mi?
Artık 'bakkal' kalmadı, hepsi 'market' oldu. Sonra da 'süper' ve 'hiper' marketler çıktı ortaya. 'Realiti şov'lar, 'sörvayvıl' şovları gırla gidiyor. Birkaç gün önce 'formatör' diye bir sözcükle karşılaştım ve tam olarak ne anlama geldiğini de çıkaramadım doğrusu.
Gün geçmiyor ki dilimiz, kılık değiştirmiş vaziyetteki küçük müstevli sızmalarıyla karşılaşmasın. Kültür emperyalizmi kavramını pek sevmiyorum. Ama bu sızanlara karşı mücadele etmeliyiz. Konuşurken, yazarken 'şov bizness' yaparken...