Tecavüz

Aziz Nesin'in çocukluğu sıkıntılar içinde geçmiş. Anılarında, verem illetine tutulan annesinin payı olan eti nasıl kendisiyle paylaştığını anlatır.

Aziz Nesin'in çocukluğu sıkıntılar içinde geçmiş. Anılarında, verem illetine tutulan annesinin payı olan eti nasıl kendisiyle paylaştığını anlatır. Kim bilir belki bu sıkıntılı çocukluğun neden olduğu bir ruh
haliyle kitap satışlarının gelirini 'Nesin Vakfı'na bıraktı. Yardıma ve bakıma muhtaç çocuklar bu vakfın tesislerinden yararlanacak, hayata hazırlanacaktı.
Para için her şeyin mubah sayıldığı günümüz Türkiyesi'nde Aziz Nesin'in desteğiyle çocukların korunması bazılarını huzursuz etmiş olmalı. Bu işte açık bir çelişki yok muydu? Nasıl olur da Nesin gibi ateist, sosyalist, materyalist bir insan, paralarını 'çocukları korumak' gibi son derece ulvi, manevi değeri yüksek bir işe yatırabilirdi? Bu tür bir vakıf, solculuğun değişik bir açıdan, güçlü insani değerler bakımından toplumda örnek olması anlamına gelmez miydi? Nesin Vakfı, solcuların ahlak ve vicdan bakımından sorunları olduğu anlayışına karşı çıkan bir örnek değil miydi?
'Nesin Vakfı'nda tecavüz skandalı' olarak basına yansıyan son olayın gerisinde bu çeşit bir anlayış yatıyor olmalı: "İşte dinsiz, materyalist, solcu bir kişinin kuracağı vakıf ancak böyle olur, çocuklara tecavüz edilir!"
Birkaç gün boyunca hem televizyonlarda hem de gazetelerde 'Nesin Vakfı olayı' baş haber oldu.
Buna çok üzüldüm. Haberler doğru da olsa, yanlış da olsa çok üzücüydü. Vakfın sorumlu kişisi Ali Nesin, "Yok böyle bir şey, hepsi iftira" dedi. Nitekim Ali Nesin'in dediği çıktı, tecavüze uğradığı söylenen kızın bakire olduğu anlaşıldı.
Ama bu kez de kıza senelerdir tecavüz ettiği söylenen iki gence cezaevinde yapılan işkenceler gündeme geldi. Gençler tekme tokat dövülmüş ve tehdit edilmişti.
Ali Nesin haklı olarak soruyor: "Ya bu kız bakire çıkmasaydı, ne olacaktı? Bize katılmadan önce bekâretini yitirmiş olabilirdi veya vakıf binası dışında başına böyle bir şey gelebilirdi!"
'Tecavüz' iddiası gündeme gelince Nesin Vakfı hakkında uzun uzun yayın yapan bazı gazete ve televizyoların, bu iddialar geçerliliğini yitirince, sustuklarına, görmezlikten, duymazlıktan, bilmezlikten geldiklerine tanık olduk.
Bu işi salt ahlak açısından ele alacaksak, şu sorular ister istemez akla geliyor:
Küçük çocuklara tecavüz etmek elbette ahlaka aykırıdır ve kınanmalıdır. Ama suçsuz insanlara ağır suçlamalar yapmak, iftira etmek de ahlaka aykırı değil midir? Gencecik çocuklara işkence yapılması ahlaka aykırı değil midir? Küçük çocuklara yardım eden bir kurumu yalanlarla yıpratmak ahlaka sığar mı? İnsanları ve kurumları haksız yere yıpratan yayın organlarının yaptığı yanlışları görünce özür dilemesi, resmi istek ve baskı olmadan düzeltme yayımlaması gerekmez mi?
Gerekir elbette.
Eğer ahlakı dedikleri kadar ciddiye alıyorlarsa.