Terör

Ankara'da yaşanan facia sürpriz olmadı. Böyle bir şeyler olacağı bekleniyordu.

Ankara'da yaşanan facia sürpriz olmadı. Böyle bir şeyler olacağı bekleniyordu. PKK bundan sonra saldırılarını kırsal alandan kentlere kaydıracağını çok önceden söylemişti ve güvenlik güçleri bunu engellemek için çalışıyordu. Son aylarda pek çok PKK teröristi de patlayıcılarla birlikte yakalandı. Fakat bütün girişimleri engellemek yazık ki mümkün olmuyor. (Ankara'daki saldırıyı kimin yaptığı, bu yazıyı yazdığım sırada henüz belli değildi, ama pek çok kişi gibi ben de PKK'nın yaptığını sanıyorum.)
Bundan sonra da buna benzer saldırılar olacaktır.
Terör örgütlerinin bir özelliği de budur: Nerde, ne zaman, ne ölçüde bir saldırı düzenleyeceklerini önceden belli etmezler. Böylece 'büyük korku' anlamına gelen 'terör'ün yaygınlaşmasını ve genelleşmesini sağlarlar.
Bu saldırılar karşısında yapılacak ilk şey, soğukkanlılığımızı yitirmemektir. 'Terörize' olmazsak, terör örgütü de hedefine varamamış olur.
İkincisi, bu tür saldırıların kitlelere mal edilmemesi gerekir. Halklar arasına düşmanlık girmemelidir. Türkler ve Kürtler 1000 yıldır barış içinde yaşadılar. Bu tür canice saldırıların bir hedefi de bu kardeşliği bozmak, halkları birbirine düşman etmektir. Terör örgütü bunu başarsa hedefine ulaşmış olur. Tam tersine, Türkler ve Kürtler arasındaki kardeşliği daha da geliştirmenin yollarını aramalı ve bulmalıyız. Terör örgütüne inat!
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt çok önemli bir noktaya değindi: "Pek çok Avrupa ülkesi, hatta NATO içindeki müttefiklerimiz PKK'yı destekliyor, bizi dinlemiyor" dedi. Ve ekledi, "PKK'nın yüzde 30'u bizim sınırlarımızın içinde, geri kalanı Kuzey Irak'ta. Dünyada bunun başka bir örneği yoktur!"
Oysa ABD 11 Eylül saldırılarına uğradığı zaman NATO bunu bir NATO ülkesine yapılan saldırı olarak kabul etmişti. Türkiye ise karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi müttefiklerine bir türlü anlatamadı.
Ankara'daki terörist saldırıyı AB'ye ve ABD'ye durumun vahametini anlatmak için kullanmalıyız. Bu durumda bile PKK'ya karşı koruyucu olacaklarsa Türkiye de 'Yeni, bir dünya kurulur, Türkiye de o dünyada yerini alır' diyebilmelidir! Unutmayalım, Rusya'sıyla, Çin'iyle çok kutuplu bir dünyaya doğru gidiyoruz. Bu dünyada Türkiye kendi konumunu ve durumunu yeniden tanımlamak zorunda kalabilir!
Bu kargaşa arasında gözden kaçmaması gereken bir gelişme, Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) yüzde 10 barajını eleştirerek seçimden çekilmesi oldu.
Gerçi bağımsız olarak seçime girecekler ve muhtemelen Meclis'te bir grup kuracaklardır. Fakat, baraj bu kadar yüksek olmasa ve parti olarak seçime girip TBMM'de temsil edilseler daha iyi olurdu sanırım.
Hem demokrasi açısından, hem de ulusal birliği ve bütünlüğü sağlama açısından DTP gibi bir partinin Meclis'te temsil edilmesinin zarardan çok yarar getireceğini düşünüyorum.
Tabii daha önce izledikleri kışkırtıcı tavrı tekrar takınmazlar ve Meclis kürsüsünden Kürtçe nutuk atmaya kalkışmazlarsa!