Tesettürlü denizkızı

İstanbul gözbebeğimizdir der, öve öve bitiremeyiz. Moderndir, iki kıtayı birleştirir. "Bir şehri Stambul ki bi mislü behadır/ Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır...

İstanbul gözbebeğimizdir der, öve öve bitiremeyiz. Moderndir, iki kıtayı birleştirir. "Bir şehri Stambul ki bi mislü behadır/ Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır / İnsaf değildir anı dünyaya değişmek / Gülzarların cennete teçbih hatadır..."
"İstanbul'u sevmezse gönül aşkı ne anlar..."
Bu kadar öve öve bitiremeyiz, nerdeyse dünyanın başkenti gibidir gözümüzde. Ama gelin görün ki bir adımla, bir sözle, bir tavırla İstanbul'u şarkın sıradan bir kenti durumuna indiriveririz.
İlan panolarına mayolu kadın resmi koymanın yasak olduğu bir İstanbul, Tahran'a, Kâbil'e, Riyad'a doğru bir adım atmış olmaz mı? Tam da AB standartlarını yakalama iddiasında bulunduğumuz bir dönemde nedir bu lahana turşusu?
İstanbul Anakent Belediye Başkanı sayın Kadir Topbaş, konuya açıklık getirmek üzere konuştu: "Biz mayoya yasak koymadık," dedi. Sevindim, "İşte ilke sahibi bir politikacı," diye düşündüm. Ama bir cümle sonra Topbaş ilk söylediğinin tersini söyler gibiydi: "Ama İstanbul da kuralsız bir şehir değildir. Her isteyen, istediği yere istediği şeyi asamaz. Belediye Başkanı olarak İstanbulluların her tür yaşam hakkını korumak ve hassasiyetlerini dikkate almak durumundayız!"
İşte politikacı diye ona derim ki bir cümleyle 'evet' dediğinin ikinci cümleyle tersini söyler!
Aferin Topbaş'a!
"Ama İstanbulluların yaşam hakkı ve hassasiyetleri" dediği şey mayo giymiş kadınların resimlerini reklam panolarında görmeme 'hakkı ve hassasiyeti' ise (ki öyle anlaşılıyor), sayın Topbaş İstanbul halkının çoğunluğunun hislerine tercüman olduğunu nereden biliyor?
Ve diyelim ki İstanbul halkının yüzde 51'i reklam panolarında mayolu kadın resmi görmek istemiyor, yüzde 49'u ise istiyor, ne yapacağız?
Diyelim ki halkımızın yüzde 51'i gazetelerin ve televizyonların çıplak kadın göstermesini, öpüşme sahnelerinin yasaklanmasını istiyor, ne yapacağız?
Çok uzağa gitmeye gerek yok, daha geçenlerde komşumuz İran'da hükümet bir karar verdi:
Bundan sonra her filmde zorunlu olarak namaz kılma sahnesi konacaktır! Uysa da, uymasa da!
İran halkının çoğunluğu bu kararı onaylar mı? Büyük ihtimalle onaylar.
Halkımızın 'yaşam hakkı ve hassasiyetlerini' göz önüne alınca bizde de filmler için benzer bir karar almakta yarar olmaz mı, ne dersiniz?
Ama maalesef bu işlerde her zaman çoğunluğun hassasiyetleri düşünülmüyor. Meselâ geçenlerde Danimarka'da ilginç bir olay yaşandı. Başkent Kopenhag'ın simgesi olan çıplak denizkızı heykelinin üzerine (siz hiç giyinik bir denizkızı gördünüz mü?) meçhul bir kişi çarşaf örterek zavallı heykeli tesettüre sokmuştu! Danimarkalıların çoğunluğunun yaşam hakkını ve hassasiyetlerini düşünmeden!
Şimdi New York'u bir telâş almış olmalı: Özgürlük Heykeli'ne ne zaman çarşaf giydirilecek diye.