Teşhis: Aşırı özgüven hastalığı

İsmet Paşa 70'inden sonra İngilizce öğrendi. Zaten Almanca ve Fransızca bildiği için İngilizce öğrenmekte zorlanmamış olmalı. İngilizce öğrendi, fakat resmi görüşlerde gene de çevirmen kullandı.

İsmet Paşa 70'inden sonra İngilizce öğrendi. Zaten Almanca ve Fransızca bildiği için İngilizce öğrenmekte zorlanmamış olmalı. İngilizce öğrendi, fakat resmi görüşlerde gene de çevirmen kullandı. Muhatabının söylediklerini anladığı için zaman kazanıyor, çevirmen konuşurken kendi vereceği yanıtı hazırlıyordu.
Geçenlerde ABD ziyareti sırasında Atatürk hakkında bir soruya yanıt olarak Başbakan Erdoğan, 'happened' dedi. Bilebildiğim kadarıyla Erdoğan'ın İngilizcesi yoktu. Olmayabilir kuşkusuz. İnsanları İngilizce yeterlilik sınavından geçirerek başbakan yapmıyoruz. Fakat Erdoğan bilmese de çat pat İngilizce tekellüm ediyor, 'Next year inşallah' gibi şeyler söylüyordu. Sonra dersler aldı, Atatürk için 'happened' diyecek kadar ilerletti.
Peki ne demek istedi 'happened' derken, orası meçhul. Bu sözcük, 'oldu, geçti gitti...' gibi anlamlara geliyor. Başbakan bunu söylerken ne demek istedi, bilmek zor. Fakat kendisi ne murat ederse etsin, olumsuz anlamlar yüklenebilecek bir yanıt verdiği ortada. Nitekim Erdoğan'ın bu sözcüğü kullanışına ilişkin olarak daha sonra Başbakanlık bir düzeltme yayımladı.
Böyle şeyler olur. Fakat olmaması gereken şey, Başbakan Erdoğan'ın kendisine duyduğu aşırı güvendir. Son zamanlarda sadece İngilizce konusunda değil, pek çok alanda bunun çeşitli örneklerini görüyoruz.
Referanduma götürülen metnin sakatlığı ortada olduğu halde, son ana kadar halka "Siz 12'nci cumhurbaşkanını seçeceksiniz" dedi durdu. "Siz yazılı metne bakmayın, bana bakın" der gibiydi. Bereket AKP yönetimi frensiz gidişin yol açabileceği sakıncaları gördü ve metinde değişiklik için harekete geçti. Umalım ki çok geç kalmış olmasınlar.
Seçim öncesi dönemde "Kuzey Irak'ta önemli bir PKK gücü yoktur, biz önce sınırlarımız içindeki PKK gücünü halledelim" derken de desteksiz konuşuyordu. Nitekim daha sonra yetkililer Irak'ta kaç PKK'lı olduğunu Başbakan'ı yalanlayacak biçimde ayrıntısıyla açıkladılar. Başbakan istese bu bilgileri daha önceden edinip ona göre konuşamaz mıydı? Ama o sonsuz kendine güveni var ya, ne dese kendiliğinden doğru olmalıydı.
Son ABD ziyaretinde bu sefer tersten bir gaf yaptı, Kuzey Irak'taki PKK güçlerinin elinde tanklar ve toplar olduğunu söyledi. Tabii ABD'yi suçlayarak. PKK gibi çete savaşı yapan bir örgütün tankla topla, ağır silahlarla bir ilgisi olamazdı. Nitekim bizim askeri yetkililer de böyle bir bilgileri olmadığını söyledi. Başbakan da bu bilgileri internetten aldığını söyleyerek diplomasi tarihinde 'bir ilke imza atmış oldu!' Bu sözleriyle PKK'yı olduğundan daha güçlü göstermesi de işin cabası. İstese açıklama yapmadan önce bu bilgileri askeri yetkililerimize doğrulattıramaz mıydı?
Benzer bir gelişme 'kadın kotası' tartışmasında yaşandı. Başbakan, Avrupa ülkelerinde kadın kotası uygulaması olmadığını ileri sürdü, oysa gerçek durum bunun tam tersiydi. İstese Başbakan'ın bunu öğrenmesi çok mu zordu?
Değildi kuşkusuz, ama o Başbakan'dı. Ne derse doğru olduğuna inanmamız gerekiyordu. En azından sayın Erdoğan'ın aşırı özgüveni böyle söylüyor olmalıydı!