Toplum baskısı

Daha düne kadar dünyada Malezya diye bir ülke olduğunu bile bilmeyen halkımız, şimdi Malezya uzmanı oldu. Gece gündüz Malezya okuyor, Malezya yazıyor, Malezya konuşuyoruz.

Daha düne kadar dünyada Malezya diye bir ülke olduğunu bile bilmeyen halkımız, şimdi Malezya uzmanı oldu. Gece gündüz Malezya okuyor, Malezya yazıyor, Malezya konuşuyoruz. Kendimizi Malezya üzerinden tanımaya çalışıyor gibiyiz.
Bir diğer yeni uzmanlık alanımız, 'mahalle' baskısı oldu. Mahalle nedir, baskısını nasıl kurar, durmadan bunu tartışıyoruz. Aslında iki konu da birbiriyle yakından ilgili. 'Mahalle baskısı yoluyla Malezya olma tehlikesi' asıl konumuzu oluşturuyor.
'Mahalle baskısı' kavramına karşı çıkanlar, "İyi de, mahalle dediğin şey eskidendi" diyor. "Şimdi mahalle mi kaldı? Bir apartmanda oturanlar bile birbirini tanımıyor. Nerede kaldı mahalle baskısı?"
Bir bakıma bu haklı bir itiraz. 'Mahalle' kavramı çağdaş yaşamda eskisi gibi değil artık. Yalnız Türkiye'de değil, bütün dünyada 'mahalle', eski mahalle olmaktan çıktı.
Özellikle Osmanlı'da mahallenin çok önemli bir yeri vardı. Kent yönetiminde hem toplumsal hem de yönetsel bir birim oluştururdu. Müslümanların ve gayrimüslimlerin mahalleleri farklıydı. Herkes her istediği yerde oturamazdı. Mahalleye yeni kişilerin (özellikle de bekâr erkeklerin) taşınması için mahalle yöneticisinin izni ve onayı gerekirdi. Bekâr erkekler ancak kendileri için ayrılmış evlerde oturabilirdi.
'Mahallenin namusu' vardı. Bir zina olayı ihbar edildiği zaman, din adamlarından ve mahallenin saygın kişilerinden oluşan bir heyet gece baskını düzenlerdi. Zina olayını kanıtlamak için en az dört tanık gerektiğinden, böyle kalabalık baskınların hukuki bir nedeni de vardı.
Doğal olarak mahalleli birbirini tanırdı. Aile mahremiyeti çok azdı. Buna karşılık yaygın bir dayanışma da gözlenirdi. Mahalle, genişletiliş bir aile gibiydi.
Tabii ki büyük kentlerde artık buna benzer mahalleler pek kalmadı. Çekirdek aile yaygınlaştı, bireyselcilik egemen oldu.
Ama mahalle baskısının tümüyle ortadan kalktığı söylenebilir mi? Hiç sanmıyorum. Köylerde, kasabalarda, kentlerin varoşlarında pekâlâ topluluk baskısı uygulanmaktadır. Töre cinayetlerinde, namus cinayetlerinde bunu açıkça görüyoruz. Cinayeti işleyenler, "Yanlış yaptım, ama başka türlü komşuların yüzüne, akrabaların yüzüne nasıl bakardım?" demiyor mu?
Son zamanlarda kentlerde yaygınlaşmaya başlayan 'site' yaşamı da belki zamanla mahalle havasına benzer bir yaşam biçimine yol açacaktır.
Toplumun bireyler üzerinde kuracağı baskıyı sadece mahalle düzeyinde düşünmek de yanlış bir bakış açısı olabilir. Arkadaşlık kümeleri, iş çevresindeki ilişkiler, dernekler, ocaklar, kamusal alandaki düzenlemeler (örneğin okulda türban takıp takmama, toplu taşıma araçlarında oturma düzeni, ramazanda oruç tutup tutmama, yollara taşan toplu namazlar) (...) hepsi de mahalle baskısını aratmayacak kadar etki yaratacaktır, hiç kuşkunuz olmasın!
Önemli olan, birey üzerindeki toplumsal baskıdır. Mahalleden kaynaklanıp kaynaklanmaması ikincil derecede önemli.