Toplumsal sınıflar ve eğitim

Üniversiteye giriş sınavları ve ilköğretimde seviye tespit sınavları haklı olarak tartışma konusu oldu. Binlerce öğrenci sınavlarda 'sıfır' aldı.

Üniversiteye giriş sınavları ve ilköğretimde seviye tespit sınavları haklı olarak tartışma konusu oldu. Binlerce öğrenci sınavlarda ‘sıfır’ aldı. Özellikle matematik ve fen konularında zayıf not alanların oranı şaşırtıcı ve umut kırıcıydı. “Eğitim iflas etti,” diye yorumlar yapıldı.
Eğitimde ciddi sorunlar olduğu ortada. Fakat eğitimle ilgili başka bir gelişme daha az dikkati çekti.
Almanya’nın Bremen kentinde yapılan 50’nci Dünya Matematik Olimpiyatları’nda Türk takımı iki altın, dört gümüş madalya kazanarak dünya sekizincisi oldu. Bu yarışmalar lise öğrencileri arasında yapılıyor. Son yarışmaya 107 ülkeden 573 öğrenci katıldı. Yarışmanın
ne kadar yüksek düzeyde geçtiğini anlamamıza yardımcı olur diye belirtmekte yararı varsa, Çin’in birincilik, Japonya’nın ikincilik, Rusya’nın üçüncülük derecesini elde ettiğini söyleyebiliriz!
“Aman canım, bir rastlantı olmuş,” diye bu sonucu rastlantıya bağlamak da doğru olmaz, zira geçen yıl yapılan yarışmada da Türkiye dünya sekizincisi olmuş!
Demek ki elde edilen başarıyı şansa veya rastlantıya bağlamak doğru olmayacaktır.
Tabii akla şu soru geliyor: Nasıl oluyor da ilköğretim ve lise düzeyinde yapılan başarıyı belirleme sınavlarında çocuklarımız (özellikle matematik ve fen dallarında) son derece başarısız olurken, dünya çapında yapılan Matematik Olimpiyatları’nda hiç de küçümsenemeyecek başarılar gösterebiliyorlar?
Yapılan sınavların ölçme ve değerlendirme yeteneğinde mi bir sorun var?
Hiç sanmıyorum. Sınavlar muhtemelen ölçmeleri gereken şeyi ölçüyorlar. Bir çarpıklık varsa, bu, sınavların geçerli ve tutarlı olmasıyla ilgili değil, toplumsal yapımızdaki dengesizliklerle ilgili olmalı.
Evet, eğitim düzenimiz, hem öğrencilerin yüzde 30’una matematikten sıfır çektirecek, hem de matematikten dünya çapında başarılar elde ettirecek kadar çelişkilerle dolu.
Sosyalizmin büyük bir yenilgiye uğraması, nedense kapitalizmin hastalıklarını, tutarsızlıklarını ve çelişkilerini görmemizi engellemeye başladı! Doğu Bloku’nun çökmesi sosyalizm açısından elbette büyük bir yenilgiydi, ama kapitalizm ve liberalizm  açısından nihai bir zafer olarak kabul edilmemelidir.
Türkiye’de ekonomik liberalizmin ‘köşe dönmecilik’ olarak kısa zamanda büyük yol aldığını gördük. Toplumsal sınıflar arasındaki mesafe arttı, çelişkiler keskinleşti. Bu durum ister istemez kendisini eğitim alanında da gösterdi.
Yeni yetme kapitalist sınıf, hem kendi çocuklarının daha iyi yetişmesi için, hem de işletmelerinde çalıştıracak iyi eğitim görmüş eleman sıkıntısı çekmemek için eğitime
büyük yatırımlar yapmaya başladı.
1960’larda yüksek öğretimde özel sektörün yeri var mıdır, olmalı mıdır konusunun başlıca tartışma temalarından biri olduğunu anımsarsak, nereden nereye geldiğimizi anlarız.
Fakat 1960’ların edasıyla “Kahrolsun kapitalizm,”
diye slogan atmanın bir yararı da yok. Özel sektörün varlığı eğitimde dinamizim sağlamak açısından yararlı olmuştur. Sosyal sınıflar arasında bozulan dengelerin giderilmesi de devletin görevi olmalı!