Türban üstü kep

Başörtüsü bunalımı bitmiyor. Bu gidişle biteceği de yok. Son drama sayın Abdullah Gül'ün kızının diploma töreninde yaşandı. Kübra Gül hanım diploma törenine türbanla katıldı ve...

Başörtüsü bunalımı bitmiyor. Bu gidişle biteceği de yok. Son drama sayın Abdullah Gül'ün kızının diploma töreninde yaşandı. Kübra Gül hanım diploma törenine türbanla katıldı ve bu nedenle Bilkent Üniversitesi yöneticileri hakkında YÖK soruşturma açtı. Abdullah Gül de pek kızgın, "Kızımın en güzel gününü zehir ettiler" dedi. "Gazeteler kızımı Paris Hilton'a benzettiler, buna hakları yok."
O münasebetsiz gazeteleri okumadım, ne bakımdan benzetme yapılmış bilmiyorum. Fakat diploma töreniyle ve YÖK'le ilgili olarak söylenecek bir çift söz var sanırım.
Önce (yanlış anlaşılmamak için) kişisel düşüncemi söylemeliyim: Üniversite öğrencilerine konan türban yasağının yanlış olduğunu düşünüyorum. Fakat bu yasağın Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından uygun bulunduğunu anımsamak gerekiyor. Yani ortada pozitif hukuka ve insan haklarına uygun olan bir yasaklama var. Bu durumda YÖK'ün soruşturma açması son derece doğaldır, hatta yasal açıdan zorunluluktur. Hâlâ Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Abdullah Gül'ün yasalara ve mahkeme kararlarına uyan bir devlet kuruluşunu eleştirmesi de yersiz ve yanlış olmuştur.
Ve ister istemez akla takılan sorular: Kübra hanım yüzlerce kez başörtüsüz gittiği okulun kurallarını ve koşullarını bilmiyor muydu? Elbette biliyordu. Son bir kez türbansız gitse ne olurdu? Yanına Dışişleri Bakan ve Başbakan Yardımcısı olan babasını alarak üniversiteye gelmesi, 'Biz yasaların ve yargı erkinin üzerindeyiz' anlamına gelmez mi?
Elbette anlamı budur. Ve yasalara uymamak suçtur.
Tabii ki bireyler böyle suçlar işleyebilir ve yasalara uymamayı siyasal bir mücadele silahına dönüştürebilirler. 'Sivil itaatsizlik' böyle bir yöntemdir.
Ama Kübra Gül'ün babasıyla birlikte sivil itaatsizlik eylemi yapması iki açıdan garip kaçmış gibi gözüküyor.
Birincisi, sivil itaatsizlik devletin tepesinde bulunan kişiler tarafından değil, muhalefet tarafından başvurulan bir eylem biçimidir. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olan bir kişinin yasalara uymama eylemi yapmasının anlaşılabilir yanı yoktur.
İkincisi, Abdullah Gül cumhurbaşkanı adayı idi ve halen de öyle. Yasalarla ve devlet kurumlarıyla kavgalı bir cumhurbaşkanı adayının pek göz doldurduğu söylenemez doğrusu. Hele de 'Cumhurbaşkanı olsam türbanı modernize edecektim' türü anlaşılmaz şeyler söyleyen Abdullah Gül'e Bilkent çıkarmasından sonra şu soru yöneltilecektir:
"Modern türban dediğiniz şey Kübra hanımın mezuniyet kıyafeti miydi?
Başörtüsü üzerine bir türlü yerinde durmayan bir keple tamamlanmış oynak bir Doğu-Batı sentezinin pek zarif ve dengeli olduğu söylenemez doğrusu..."
Aklıma gelmişken söyleyeyim. Üniversite hocalarının ve öğrencilerinin giydiği o kepler ve cüppeler neyin işaretidir biliyor musunuz? Papazlardan kalmadır. Üniversitelerin kiliseye bağlı olduğu dönemlerin bir anısıdır. Zamanla bilim laikleşse de bu biçimsel anı kaldı. Bazen biçim özden daha dayanıklı olabiliyor galiba.
Neden böyle bir işe kalkıştı baba Gül? Elbette ki inançlarının gereğiydi. Biraz da seçimin gereği olmasın? Mazlum olmanın dayanılmaz cazibesi...