Türlü çeşitli suçlar, cezalar

Bazı şeyler birbirinden bağımsız da gözükseler, insan ister istemez bir bağ kuruyor aralarında. Son günlerde birbiri ardına yakalanan bombalı, tahrip kalıplı, tabancalı, tüfekli, emekli subayların başını çektiği çeteler.

Bazı şeyler birbirinden bağımsız da gözükseler, insan ister istemez bir bağ kuruyor aralarında. Son günlerde birbiri ardına yakalanan bombalı, tahrip kalıplı, tabancalı, tüfekli, emekli subayların başını çektiği çeteler. Bunların birbiriyle ilişkisinin olmadığını düşünmek mümkün değil.
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül de, "Dört-beş oluşum var, irtibatları kuvvetli" diyor. İsimleri de ölüyü mezarından kaldıracak cinsten: 'Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi!' 'Bizi sevmeyen ölsün!' kabilinde bir şey. Ümraniye'de, Mersin'de, Eskişehir'de, Ankara'da yakalanan çete üyesi olduğu söylenen kişilerin birbirinden habersiz, bağlantısız olduğuna inanmak pek zor. Kimi silah ve bayrak üzerine sadakat, ölme ve öldürme yemini ederek bağlarını ilan ediyor, kimi de arkadaşlık, dostluk, ülküdaşlık yoluyla bağlanıyor.
Öte yandan son zamanlarda artan azınlıklara yönelik saldırılar arasında da bir çeşit bağ olduğu söylenebilir. Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink cinayeti, misyoner cinayetleri... Bunları işleyenler arasında örgüt bağlantısı olmayabilir, fakat ruh ve düşünce bağlantısı olduğunu inkâr edebilir miyiz? İnsanları sürekli olarak kışkırtan dinci yayınların sorumluluğu yok mudur?
Ayrıca bazı güvenlik gücü mensuplarının da (en azından Dink cinayetinden) haberlerinin olduğu, fakat gerekli önlemleri almadığı anlaşılıyor. Şimdi de sorumluluğu üzerlerinden atmaya çalışıyorlar.
'Vatansever Kuvvetler Güç Birliği' gibi örgütlü güçlerle mücadele aslında rahip cinayetlerini işleyenlerle mücadeleden daha kolay olabilir. VKGB örneğinde örgüt bağlantıları saptanır, telefonlar dinlenir, şüpheliler izlenir, örgütlere ajan sızdırılır ve sonunda örgüt çökertilir ve cezalarını bulurlar.
Ama Santoro-Dink misyoner cinayeti türünden olaylarda örgütler pek önem taşımıyor. Dini inanış, yerel kültür önem kazanıyor.
Bunlarla baş etmek, potansiyel suç örgütleriyle baş etmekten daha zor olabilir.
Son günlerde polislerin de suç işleme konusunda hiç de çekingen olmadığını görüyoruz. Son birkaç günde yaşadığımız iki-üç olay örnek olabilir. Birinde, polis, gece kendi dükkânına girmeye çalışan vatandaşı döverek hastanelik etti:
Gece yarısından sonra dükkân açamazsın.
İkicisinde, polis, gürültü yapan gençlere dayak atmaya kalktı, sonunda çocuklardan birine tam beş kurşun sıkarak ölümüne neden oldu.
Olayda yaralanan polisin fotoğrafı karakol panosuna onurlandırılarak asıldı.
Üçüncüsünde, Adana Devlet Hastanesi'nin korumaları akıl hastası bir genci döve döve hastanelik ettiler. Sözlerini dinlemedi diye! Bunlar resmi polis değildi, ama üniformaları vardı. 'Sen nasıl olur da üniformanın sözünü dinlemezsin?'
Bu da ayrı bir terör türü, cinayet türü. Kamu düzenini sağlamakla yükümlü olanların yetki sınırlarını aşmaları. Belki de mücadele edilmesi
en zor olan şiddet ve suç türüdür bu. Çoğu zaman ceza bile almazlar, hatta taltif edilirler.
Hangi tür suçlar daha çok işleniyor, hangisi ne kadar cezalandırılıyor, araştırmakta yarar var.